Kohen Kitap Kafe

Aralık-2018

Tarihi dokusunu kaybetmemiş, mistik ve otantik binlerce yapıya sahip İstanbul! Kadim bilgilerin paylaşıldığı, geçmiş ve geleceğin buluştuğu bu özel mekânlar beni gerçek anlamda büyülüyor, mutlu ediyor; ruhumu, kalemimi besliyor! Bu kadar köklü bir geçmişe sahip şehirde yaşamak gerçekten heyecan verici! Semtlerin, sokakların, tarihi binaların, sanat atölyelerinin, zamana direnen ustaların, genç yeteneklerin anılarını, hikâyelerini dinlemeye ve yaşamaya bayılıyorum. İstanbul gibi dipsiz bir kültür kuyusunun başında durarak bu anıları, hikâyeleri yazılarımla, öykülerimle yeniden kurgulayıp, yeni anılar, hikâyeler oluşturarak masal tadında anlatmayı ise çok seviyorum.

Binlerce yıllık kültür mozaiğinin üzerinde otururken şehrimizin birbirinden değerli mücevherlerini bulup keşfedebilmek aylarımızı, yıllarımızı alıyor; İstanbul’un eski semtlerinde kaybolmak istediğim günlerden bir gün yürümeye başlayıp, ara sokaklarda keşifler yaparken kendimi bir anda Kohen Kitap Kafe’de buldum... Gizemli bir kentin derinliklerine açılan her pencereyi istisnasız keşfederken hikâyelerin âdeta gözümün önünden aktığına ve beni bulduğuna tekrar şahit olduğum anlar!

Bizlere döneminin dokusu, kültürü hakkında ipuçları veren, geçmişten geleceğe armağan niteliğinde olan tarihi eserlerden biri... Tam 100 yıllık bir kitap evi!

Yıl 1918... Aile mirası Kohen Hemşireler Kütüphanesi’ni üçüncü kuşak olarak işleten Sevgili Albert Sapan’ın anıları ve keyifli muhabbetinin de katkısıyla âdeta kitapların yazıldığı ve yaşandığı dönemlerde buluyorum kendimi!

Buram buram tarih kokan bu mekânın en güzel köşelerinden birine oturup sohbetimize heyecanla başlarken “Kohen Kitap Evi’ne inanılmaz yakışan orijinal eşyalar sade ama bir o kadar da görkemli ki; her kare, her obje, yüksek tavanlar, kütüphaneler, kitaplar tarihin derinliklerine götürüyor beni! Tarihte okuduğumuz ilginç hayatlar, hikâyeler gözümün önünden geçiyor ve her seferinde kendimi büyüleyici bir zaman yolculuğunda buluyorum! İç dekorasyonu ilk günkü haliyle koruyabilmeniz gerçekten büyüleyici! Kuşaklar boyunca varoluş hikâyeleri beni inanılmaz etkilerken, tarihi yapılarda inanılmaz huzur buluyorum! Sanki az önce keşmekeş bir trafikten çıkmamışım gibi ruhumun, kalemimin beslenerek yaratıcılığımın en üst seviyelere çıktığını hissediyorum! İstiklâl Caddesi 491 no’lu dükkânda Mazalto Cohen ve Eliza Cohen adlı iki kız kardeş tarafından kurulan Kohen Hemşireler Kütüphanesi! Bu özel hikâyeyi sizden dinlemek isterim Albert Bey...” diyorum.

“İki kız kardeşin kendi başlarına bir kitap evi kurması o dönemler için sıra dışı bir olay gibi gözükse de Kohen Hemşireler Kütüphanesi 1918 yılında babamın teyzeleri Kohen kız kardeşler tarafından kuruluyor! Yurtdışında akrabaları olan teyzeler bu bağlantılarını da kullanarak Fransa’dan Türkiye’ ye birçok kitap getirtiyorlar. Bunun yanı sıra yurtdışındaki müzayedelere katılan akrabalar el yazmaları, gravürlü tarihi kitapları bulup Türkiye’ye gönderiyor, Kohen kız kardeşler de Türkiye’de satışa sunuyor... İlk kuruluş bu şekilde gerçekleşiyor... Sonrasında akrabalar Fransa’da yayınlanan bütün Fransızca kitapları, günlük yayınları gönderiyorlar ve Kohen kız kardeşler ithalata başlamış oluyor!”

İlk günkü orijinalliğini koruyan bu etkileyici kitap kafede Albert Bey duygusal bir şekilde devam ediyor “Babam çok küçük yaşlarda iki kız kardeşin yanında çalışmaya başlıyor, uzun yıllar beraber çalışıyorlar. Yıllar sonra iyice yaşlanan kız kardeşler şirketi babam Samuel Sapan’a devrediyorlar. Firmanın adı yine Kohen Hemşireler Kitap Evi olarak devam ediyor. Zaman içerisinde babamda emekli oluyor ve üçüncü kuşak olarak ben devir alıyorum! Çocukluğumdan beri bu işin içerisindeyim ama 2000 yılından beri bir fiil burada faaliyet gösteriyorum.”

“İsim değişikliği firmayı devir almanızla gerçekleşiyor değil mi?” diye sorduğum an Sevgili Albert Sapan “Evet artık kız kardeşler olmadığı için firma adını Kohen Kitap Evi olarak değiştiriyoruz. Firma gene aynı firma... Dekorasyon gene aynı...” diyerek cümlelerine devam ederken “Kitap evini ilk günkü haliyle koruyabilmiş olmanız nasıl güzel! 100 yıllık mobilyalarına, tavan boyunca yükselen kütüphanelerine, kitaplarına bakıp ayrı bir boyuta geçiyorum resmen! Zaten bu değerlerin 100 yıldır korunabilmesi, en ufacık bir değişiklik görmüyor olması başlı başına büyüleyici...” diyerek hemen ekliyorum “Kohen Hemşireler Kitap Evi 1934 yılında yine aynı cadde üzerinde 495 numaralı dükkâna, İsveç Konsolosluğu’nun bahçesine taşınmıştı değil mi?”

“Bir dönemler İsveç Konsolosluğu’nun bahçesindeki küçük dükkânlardan biri Kohen kız kardeşler Kitabevi’ydi. 1964’e kadar uzun yıllar konsolosluk önünde varlıklarını sürdürdüler. İsveç Konsolosluğu bahçesindeki tüm dükkânları tahliye edince kitapevi 1964 yılında bugünkü yerimiz olan Tünel Pasajı‘na taşındı. Konsolosluk bahçesindeki dükkânlar İsveç mülkü idi... Diplomatik nezaketle örtüşmeyen tahliyeler zamanında büyük olaylara sebep olmuş olsa da bizim için hayırlı bir avantaj oldu aslında... Zaman içerisinde buranın sahibi olduk.” diyor Sevgili Albert Sapan

Şehirde her şey katman katman! Tarihi, yaşanmışlıkları, ev sahibi olduğu kültürlerin ruhu! Mimarisiyle, tarihi dokusuyla ruhumuzu okşayan mücevher niteliğindeki yapıların hikâyeleri ise birbirinden değerli ve ilginç... Bu hikâyeleri dinlerken insanın büyülenmemesi mümkün değil! Geçmişten birçok şey bulup, tarihte yolculuklar yapabildiğim; sevgi, saygı, zarafet, asalet adına birçok şeyin farkına tekrar tekrar vardığım bu masalsı durağımda kahvemi yudumlarken hemen soruyorum “Kohen Hemşireler Kütüphanesi’nin gelişim süreci nasıl oldu?”

Sevgili Albert Bey hemen ekliyor “1918’den 1970’li yıllara kadar faaliyet konumuz daha çok kitap, özelliklede okul kitaplarıydı. 1970’li yıllarda İstanbul’daki tüm Fransız okullarının kitaplarını ithal ediyorduk. Yabancı dilde ithalat ve satışının yanında tarihi kitap, gravür ekspertiz ve ticareti de yapıyorduk. Ayrıca Türkiye’de tekstil’in gelişmesiyle moda dergilerinde açık olduğunu gördük ve moda dergileri, katalogları üzerine yoğunlaşarak İtalya’dan Fransa’dan ithal etmeye başladık. Amacımız çanta, ayakkabı, deri, triko, tekstil ve konfeksiyon üreticilerine hizmet etmek ve dünya modasını takip etmeleri konusunda yardımcı olabilmekti. Bu kaynakların zamanında ve uygun fiyatla temin edilmesini sağlamak bir şirket politikası olmuştu! Anadolu’daki terzilerin, konfeksiyon ve triko üreticilerinin bir telefon, fax ya da mektupla, arzu ettikleri modellere ulaşabilmeleri sağlamıştık. Ayrıca tasarımcılar, tekstilciler, modelistler, stilistler için; modayı 12-18 ya da 24 ay öncesinden veren tasarım kitapları, renk katalogları, ithalatı da yapıyorduk. Eski magazin dergilerini hatırlarsınız onların ithalatını da yaptık. Globalleşen dünyamızda, ithalat ağımız da buna paralel olarak gelişti, zaman içinde moda dergilerini dünyanın her yerinden getirmeye başladık. Başta Fransa, İtalya, İsviçre, Almanya, İspanya, A.B.D., Japonya, Kore, Taiwan olmak üzere sektörümüzle ilgili ürünleri takip edip, ithalat yapmaktaydık... Ama zamanla moda dergileri işi de azaldı... ” diyor

“Hızla gelişen bilim ve teknoloji; bilgiye ulaşma, bilgiyi kullanma ve üretme biçimlerini etkilerken sizin yurtdışıyla çalışmalarınızı, işlerinizi nasıl etkiledi?” diye sorduğumda “Gelişen teknolojinin hayatımızı her geçen gün daha kolaylaştırdığı şüphe götürmez bir gerçek! Teknoloji günlük hayatımızla bütünleşmiş olup, vazgeçilmez bir parçası haline gelmişken bizim sektörde daralmaya gitti tabii! Zamana, teknolojiye ayak uydurup internet üzerinden satış yapıyoruz ancak direnebilmek, zamana yenilmemek için son dönemde kitap kafe işletmeciliğine yöneldik.” diyor Sevgili Albert Sapan

Yüzyıl öncesinin huzurunu, sakinliğini yakalayıp, günümüz koşturmalarından saatlerce uzaklaşabildiğimiz bu mekân sade, zarif, abartısız ve tüm sıcaklığıyla âdeta kucak açıyor bizlere! “Asıl işiniz kitap! Zamana direnebilmek için değişmek durumunda kalmış olsanız da bu değişime ayak uydururken mekânın orijinal halini korumuş olmanız gerçekten çok etkileyici!” dediğim an “Evet orijinal halini günümüze kadar getirebildik... Esas işimiz kitap ama ayakta kalabilmek için son altı aydır kitap kafe olarak devam ediyoruz... Direnebildiğim kadar direniyorum... Ama ileride ne olur bilinmez...” diyor Sevgili Albert Sapan

Hemen ekliyorum “Günümüzün modası kitap kafeler... Hele ki yüzyıllık bir mekân, hepsi birbirinden değerli yüzlerce kitap ve şık sunumlarla tatlılar, kahveler... Mekânın ruhuna yakışır şekilde 1918’lere, 1960’lara, 1970’lere, hatta en sevdiğim dönem 1930’lara Beyoğlu’nun en şık zamanlarına gidiyorum! Şık bir Beyoğlu hanımefendisi gibi hissetmemi sağlayan ruh ile misafirliğe gelmiş ve geçmişe keyifle, zarafet içerisinde yolculuk yapıyorum âdeta!” diyerek ekliyorum;

“Hangi sektörde olursak olalım değişim bir şekilde hayatımıza giriyor... Bilgi çağını yaşayan dünyamızda; teknoloji hızla ilerlerken yenilikleri kullanarak teknolojinin sağladığı olanaklardan faydalanabiliyoruz. Tabii buna bağlı birçok şeyde değişiyor... Değişmek zorunda kalıyor... Değişim kaçınılmaz! Dediğiniz gibi “Önemli olan ayakta kalabilmek, direnebilmek...” Böylesi özveriyi, böylesi değerbilirliği gördükçe ruhumun da kalemimin de beslenmemesi mümkün değil!” dediğin an “Hepimiz değiştik... Aslında bizde değiştik... Koruyabildiğimiz kadar... Elimizden geldiği kadar... Benden sonra iki kızım var... Büyük kızım Sosyoloji mezunu, küçük kızım ise Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nde okuyor. Kitapçı olarak devam ettirmeyecekler... Onlara cazip gelsin diye de kafe kısmını ilave ettim... Bakarsınız dördüncü kuşak olarak işi bende kızlarıma devrederim!"

Muazzam bir keyfi ve derinliği olan bu coğrafyada yaşarken öyle sokaklara girip çıkıyoruz ki her köşeden âdeta hikâyeler fışkırıyor! Bu sefer zamanda yolculuğuma çıktığım an kendimi Tünel’in yapımında çalışanlarla, aileleriyle sohbet ederken, sofralarında ekmeklerini paylaşırken buluyorum!

Tüneli yapan müteahhitlerin ve çalışanların lojmanları olarak yapılmış olan Tünel Pasajı’na gelip de tarihte yolculuklara çıkarken, bu güzel insanların sofralarına oturup, sohbet etmesem olmazdı! İşte Kohen Kitap Kafe’de yaşanmışlıklarla dolu bu pasaj içerisinde yer alıyor. Geçmişte Tünel Pasajı içerisinde lokantalar, kafeler yokmuş... Ortasında sadece iki ağaç varmış... Zaman içerisinde yangınlar geçiren pasaj birçok restorasyon görmüş, bu dönemlerde bölüm bölüm ayrılmış ve şahsi mülkiyet olarak el değiştirmiş.

Heyecanla “Böyle bir yerde mülkiyetiniz olması insanı gururlandıran, manevi olarak da besleyen bir şey... Babadan böyle bir mirası devralmanız ve korumanız...” dediğim an “Babam sağ olsun zamanında almış. Bende devam ettirmeye çalışıyorum... Kimseye devretmedim.” diyor Albert Bey!

St Benoit Erkek Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarının ardından Marmara Üniversitesi’nde İşletme Bölümü’nü bitiren, Türkçe, İngilizce ve Fransızca yanında aile kökeninin Seferad Yahudisi olmasından dolayı İspanyolca ve İbranice ile beş dil konuşabilen Albert Sapan’a “Siz doğma büyüme İstanbullu’sunuz... Ailece İstanbul’da yaşıyorsunuz değil mi?” dediğim an “Portekiz pasaportu da cebimizde... Portekiz ve İspanya’nın engizisyondan kovdukları vatandaşlarına kendilerini affettirmek için yaptıkları bir uygulamayla bize de Portekiz vatandaşlığını verdiler. Ama bizler 570 senedir Türkiye’deyiz!” diyor...

“Geçmişiniz, kökleriniz Türkiye’de! Avrupa ülkelerine gidip yaşayabilirsiniz, ama yapmıyorsunuz... Siz İstanbullusunuz... Ve zamana direnerek aile mirasını, tarihi değerleri koruyan, eski Beyoğlu’nu yaşatmaya çalışan eski İstanbullusunuz!”

Albert Bey bir müşteriye kahve hazırlayıp, tatlı sunumu yapmak üzere kalktığında bende kalkıyorum. Kahve tezgahı önünde keyifle ve sakince kahveyi hazırlarken; görüş alanımda olmayan diğer cephedeki yüksek kütüphaneleri inceliyor, bir yandan da sohbetimize devam ediyorum... Kütüphanede yer alan resim tabloları dikkatimi çekiyor:

“Resimler Fransız eğitim tabloları... Öğretmenler ders verirken tahtaya asıyor... Her birinin ayrı konusu var... Öğrenciler orada gördüklerini kompozisyon halinde yazıyorlar... Bilmedikleri kelimeleri ortaya çıkarıyorlar...” dediği an heyecanla “Çocuklar küçük yaşlarda bir resmi analiz etmeyi öğrenmiş oluyor. Ressamların dediği gibi “Benim ne anlatmak istediğimden öte kişinin ne anlamak istediği önemli!” Bu yüzden çocukların ne mesaj aldığı, ne gördüğü neyi hayal ettiği çok önemli.” diyorum.

Albert Sapan sohbetimiz sırasında sevgili eşinin hazırladığı kurabiyeleri, brownie’leri, San Sebastian Cheesecake’leri ve kahveleri şık sunumlarıyla servise hazırlamaya devam ediyordu. Albert Bey “Misafir ağırlamayı seviyorum... Damak tadımda iyidir... Evimde nasıl isem burada da öyleyim... Aynen evimize gelen misafirlerimiz gibi ağırlıyorum konuklarımı. Leziz kahvelerimize kendi damak tadımıza uygun lezzetleri de ilave ettik... Eşim kahvenin yanına eşlik edici tatlar hazırlıyor evde, sonra kafeye getiriyor. Çok popüler olmak istediğimiz söylenemez... Butik kalmak ve misafirlerime özenle tatlarımızı sunmaya devam etmek istiyorum.”

Sizleri farklı kılan, bu sıcaklığı hissettiren hep bunlar işte Sevgili Albert Sapan!

İstanbul’un eski semtleri tarihi ve mistik dokusuyla beni her zaman büyülemiştir. Tarih bezeli sokaklarının sakin, dingin haline bayılıyorum. Sabahın erken saatlerinde zamanda yolculuklar yapmak ise vazgeçilmezlerimdendir! Sokaklar kalabalıklaşmaya başladığında zamanda yolculuklarımı yarıda keser bir sanat atölyesinde, bir antikacıda veya yazılarımı yazabileceğim, keyifle kahvemi yudumlayacağım buram buram tarih kokan böylesi özel kafelerde bulurum kendimi!

Sizlerde buram buram tarih kokan bu kafede kahvenizi yudumlarken San Sebastian Cheesecake’lerin tadına mutlaka bakın isterim:)

Yazardan Not: Fotoğraflar Kohen Kitap Kafe’ye aittir.

Yorumlar