Velvet Galata

Aralık-2018

Gülen gözleriyle sizi karşılayan dünyalar tatlısı iki kız kardeş! Misafir gibi hissettiğiniz sıcacık bir ortam... Duvarlarda yılların izleri, kokusuyla aile fotoğrafları... Anne yadigârı eşyalar, berjeller, antika fincanlar, vazolar, abajurlar, danteller... Hele hele annenin gelinliği ve yattığı kadife koltuğu! Her geçen gün Velvet’a yeni katılan eskiler... Ruhumuzu okşayan bu değerli hatıraların esintisiyle yapılan bir misafirlik! Ve yaşanmışlığı, ruhu olan bu masalsı mekânın kahramanları Firdevs ve Firuzan!

Kökenleri aslen Afrika olan bu iki muhteşem kadının büyük büyük babaları sarayda kahvecibaşı olarak çalışırmış. Anneannesi Sıdıka Hanım ise elinden her iş gelen becerikli bir hanımefendi imiş. Kendisinin teni yumuşacık kadife gibiymiş, pamuk gibi teninden dolayı anneannelerine kadife derlermiş... Bu nedenle kafenin adını Velvet koyduklarına dair bir bilgi okumuştum, sohbetimizin hemen başında bunu teyit etmek istedim. Sevgili Firdevs “Büyük büyük babamız Sudanlı. Osmanlı zamanında gelip bu topraklara yerleşmiş ve sarayda kahvecibaşı olarak çalışmış. Kahvecibaşıcılık da o zamanlar önemli bir ünvanmış, rahmetli anneanneme Kahvecibaşıcıların Gelini derlermiş. Ailenin bir kısmı o dönemlerde İzmir’e, bir kısmı ise İstanbul’a yerleşmiş... Bizler doğma büyüme İstanbulluyuz, Paşabahçe`de iki katlı ahşap, bahçeli evimizde annemizle yaşadık. Annemin vefatından sonra kız kardeşim Firuzan ve oğlu Yüksel ile birlikte yaşamaya devam ediyoruz. Evimiz hatıralarımızla dopdolu, yeşillikler içerisinde sıcacık bir yuva... Tüm bu yaşanmışlığı, hatıraları kafemize yansıtabilmiş olmaktan çok mutluyuz, bizim için burasının evimizden hiçbir farkı yok!”

Heyecanla hemen ekliyorum “Mahalle kültürü olan semtler beni ayrıca büyülerken ağaçları, yalıları, duruşları, tavırları ve asaletleri semtlere kişiliğini veriyor. İnsanın içindeki aşkı kabartan bu semtlerin yeşilini, denizini, tarihini, samimiyetini koruduğunu hissederim, hissetmek isterim hep! Bu semtler bana göre yaşayanlarıyla, esnafıyla ve kültürel dokusuyla şehrimizin en özel adreslerindendir! Ufak ve karakteristik kafelerinde kahvaltı, kahve, gazete keyfi yaparken devamında yazılarımı yazabilmek ise paha biçilemez! İstanbul’a bir o kadar yakın ama bir o kadarda uzak bu semtlerin nostaljisini koruyan her sokağı yaşanmışlıklarla dolu ve ayrı bir büyüsü var!

Beykoz Sahil Hattı’da doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihi yapılarıyla beni çok etkiler. Tarihi ahşap evlerden bazılarının adeta kaderine terk edilmiş olması ise içimi acıtır! Bu ahşap binalar nasıl yorgun, nasıl harap… Yıllardır acı çekmiş ve acı çekmeye devam edermiş gibi karışımızda bize bakıyorlar resmen! Birçok yayında bu bölgelerde ki ahşap yapıların ikinci ve üçüncü kuşak sahiplerince kaderine terk edildiğini okumak yüreğimi gerçekten yakıyor! Keşke bu özel yapıların sahipleri de sizler gibi aile yadigârı evlerini özenle koruyabilseymiş!

Bu tatsız kısımları bir kenara koyarsak, sahil kasabasında yaşıyormuş hissi veren Paşabahçe’yi bende çok severim. Zaten böylesi özenle dekore edilmiş kafeler ile yolumun kesişmesini ortak değerlere, hatıralara verdiğimiz önemin bir yansıması olarak görüyorum. Kullanılan objeler, dikkat çekici tüm detaylardan kendimi alamadığımı itiraf etmeliyim! Sizlerde tüm bu yaşanmışlıkları, samimiyeti, sıcaklığı mekâna yansıtabildiğiniz için bizler ruhumuzun derinliklerine kadar bunu hissedebiliyoruz. Bu duygu ve düşünceleri bırakın kaleme almayı eminim bir kahve içmek için oturanlar dahi farklı diyarlara seyahatlere çıkıyordur!” diyorum.

Sevgili Firdevs duygusal bir şekilde devam ediyor “Velvet ismini koymamızda tamamıyla tesadüf sonucu oldu. İlk olarak evden rahmetli anneciğimin yıllarca yattığı koltuğunu getirdik... Kafenin açıldığı dönemlerde annemi yeni kaybetmiştik. Çok hüzünlü, duygusal anlardı... Sonra diğer koltukları getirdik... Bir de baktık ki her şey kendiliğinden kadife oluyor. Hane şu da kadife olsun diye hiç düşünmedik... Kendiliğinden oluyordu... Sonra oğlumuz dedi ki “Kafenin adını Kadife mi koysak acaba?” Ama turistlik bölgede olduğumuz için İngilizce karşılığı olan Velvet koyalım dedik... İşte o anda aklımıza bir şey daha geldi! Rahmetli anneannemin teni simsiyah, pırıl pırıl, kadife gibiydi, ismi Sıdıka olduğu halde herkes “Kadife Teyze”, “Kadife Nine” derdi kendisine... Bizler geçmişimizle geleceğimizi kafemizde buluştururken, ailemizden herkes bir şekilde yolumuza ışık tuttu diyebiliriz... Böylece anneannemizin kadife gibi tenine, takma adına yaraşır şekilde kafemizin ismini koymuş olduk!”

“Sizler çok duyarlısınız neye odaklanırsanız, evrene nasıl bir mesaj verirseniz orada çok büyük başarılar kazandığınıza inanıyorum. Evrene yaydığınız enerji o kadar güçlü ki zincirin halkaları tamamlanırken, onlarca tesadüflere gebe olduğunu görmemek imkânsız! Her şeye ama her şeye karşı koşulsuz saygı, sevgi, hürmet dolu yaşamları seviyorum. Her anlamda güzeli arama, anlatma, güzelliklerle dolu bir dünya yaratma tutkusu olan kişilerle yollarımın kesişmesi ise benim evrene verdiğim mesajlarla ilgili olsa gerek:)” diyorum

Bazı anlar vardır ki benim için çok özeldir! Bunlar huzur bulduğum, keyif aldığım, derin düşünebildiğim, yazabildiğim, okuyabildiğim, kendimi özel hissettiğim, hafta içinin yoğunluğunu, koşuşturmasını unutabildiğim, kendimle baş başa kalabildiğim özel zaman dilimleridir! İşte böylesi kafelerde tüm bu güzel duyguları yaşayıp, heyecanla kalemime sarılabiliyorum!

Sevgili Firdevs gözlerinden ışıklar saçarak “Aslında burayı kuran ve annesine hediye eden kardeşimin oğlu yeğenim Yüksel” diyor... Ben heyecanla “Hepsi birbirinden özel ve değerli hatıralar... Ve böylesi özenin, saygının, değer bilirliğin sizlerden yeni nesle geçmiş olması, Sevgili Yüksel’inde bu kadar geliştirip sizlere sunması gerçekten çok güzel, çok etkileyici!” diyorum.

Sevgili Firuzan “Eskiyi çok sevdiği için şunu da getirelim bunu da getirelim diye heyecanla ve tutkuyla her şeyi oğlum dizayn etti. Bizde bunları görünce çok seviniyoruz tabii, yarın öbür gün bize bir şey olsa evimizi, hatıralarımızı oğlumuz koruyacaktır.” dediği an “Ben bile duygusallaştım şuan! Yüksel’in yaşanmışlığa yeniden hayat vermeyi seçmiş olması ne kadar etkileyici! Sizler, bizler zamana yenilerek yitip giden değerleri yaşatmaya çalışıyoruz ama yeni neslin bunu alıp götürmesi inanılmaz güzel... Hele ki sürpriz yapıp sizlere sunması çok etkileyici gerçekten! Ben yitip giden tarihin, insanların, mekânların, hatıraların, hikâyelerin, eşyaların hatırlanmasını, yaşatılmasını sağlamaya çalışıyor devamlı yazıyorum... Böylesi özel aileyi ve özel mekânları gördüğümde ise Sevgili Orhan Kemal gibi parmaklarımın rüzgarlaştığını hissedip, kalemime hâkim olamıyor ve birçok yazımda olduğu gibi heyecanla yazmaya devam ediyorum.”

Sevgili Firuzan “Ben gençliğimde küçük bir kafe kurmayı çok isterdim... Oğlum turizmci otellerde yöneticilik yapıyordu, ablam bankacı, bende moda sektöründe çalışıyordum. Kafe kurmak benim için bir hayaldi tabii... Oğlum bir gün dedi ki “Anne artık çok yoruldun işten ayrıl... Gençliğinden beri kafe kurmak isterdin Galata`da bir mekân tuttum, burayı kafe yapalım..." Ben tamam dedim ama çalışma hayatım, on beş yıllık emeğim var... Çok emin olamıyordum... Sonrasında karar verdik ve Yüksel’de burayı ucun ucun hazırlamaya başladı.” diyerek heyecanla ekliyor “Ama biz hiç kafe işi yapmadık ki! Burayı açtığımızda biz ne yapacağız, nasıl ağırlayacağız müşterilerimizi diye düşünürken bile heyecanlanıyordum. A aa sonra bir düşündüm ki evimize gelen giden çok misafirimiz olur. Aynen evimize gelen misafirlerimiz gibi ağırlayacağız dedim! Hakikaten de burayı evimiz gibi gördük ve evimize gelen misafirlerimiz gibi ağırladık. Aynı evdeki gibi tozunu alalım, yıkayalım, paklayalım istedik hep! Hatta misafirlerimizi kapıya kadar yola koyuyorum... Turistleri kapıya kadar yola koyunca çocuklar gülüyor bana:) Çocuklara da “Burası bizim evimiz” diyorum...”

“İşte misafirlerinizde bu samimiyeti yakalıyorlar! Yeni taşınılan bir ev her geçen gün annenin emeğiyle nasıl yuvaya dönüşüyorsa kafeniz de yavaş yavaş bu sıcacık yuvaya dönüşmüş oluyor. Sanki evinize alıyormuş, evinizi süslüyormuş gibi aranıza yeni çerçeveler, antika fincanlar, vazolar ya da beyaz dantelli örtüler katılıyor... Ev gibi her gün bir yenilik, her gün bir güzelleştirme bitmiyor değil mi?” dediğim an Sevgili Firdevs “Kesinlikle bizler için büyük bir mutluluk bu! Kafemize gelip memnun ayrılan misafirlerimiz, dostlarımız ise bizlere ödül oluyor adeta!”

Bilirsiniz hep yaşanmışlığı, ruhu olan mekânları tercih ediyorum. Rengârenk, özenle dekore edilmiş bu ortamlarda geçmişten birçok şey buluyor ve zamanda yolculuklarıma bayılıyorum! Sevgi, saygı, zarafet, asalet adına birçok şeyin farkına tekrar tekrar vardığım bu masalsı duraklarımda bir fincan kahve eşliğinde ruhumu, kalemimi besliyorum!

Her köşesinde sizi sürprizlerle, görsel şölenlerle karşılayan Galata’nın gizli mücevheri Velvet Kafe’yi ilk ziyaretimde bir Türk kahvesi siparişi vermiştim. Kısa bir süre sonra güler yüzlü nazik arkadaş şık bir sunumla “Kahvenizi hangi fincanda alırsınız? Fransız 1940’lardan... Alman (Bavaria) 1970’lerden... İtalyan 1960’lardan...” diyerek zarifçe fincan seçmemi istedi; Kendi ailelerinden ya da çok sevdikleri dostlarının aile yadigârı parçalarından oluşan fincan koleksiyonunu bizlere bir ritüel eşliğinde sunan Velvet Kafe’de dilediğim fincanı seçip, el işi örtüler üzerinde kahvemi yudumlarken zamanda yolculuklarıma başlamıştım bile! Yaşanmışlığı ve ruhu olan bu masalsı mekânın kahramanları Sevgili Firdevs ve Firuzan ile sohbetimiz sırasında hemen bu ritüel’e değindim;

Firdevs “Bu da çok tesadüf oldu. Biz evden birkaç tane aile yadigârı fincan getirdik. Tamamıyla dekor mahiyetinde idi. Bir gün kardeşimin oğlu Yüksel arkadaşına “Annem ve teyzemin aile yadigârı fincanlarında içelim... Sen şu yıla ait bu fincanı seç, ben bu yıla ait şu fincanı seçeyim.” demiş. Çok keyif almışlar... Sonra “Misafirlerimiz de bu şekilde içsinler, onlarda bu keyfi alsınlar ” demişler... Bu ritüele böyle başlamış olduk.” diyor. Yüksel’in annesi Firuzan sevgiyle hemen ekliyor “Hatta Yüksel ve arkadaşı biz kızacağız diye de çekinmişler de...”

Velvet Kafe’lerin gizli kahramanı olarak Yüksel’i takdir etmemek imkânsız! “Yüksel’in geçmişe, aile yadigârlarına bu kadar önem vermesi, bu kadar çaba harcaması çok etkileyici” dediğim an Sevgili Firuzan anne yüreğiyle o kadar içten “Ayy çok sağ olun” diyor ki... Etkilenmemek mümkün değil... Sohbetimizin her dakikası inanılmaz sevgi, saygı, samimiyet, zarafet dolu gerçekten!

Sevgili Yüksel’in kendisi de paylaşımlarında bu anı şöyle ifade etmiş:) “Bir gün bir kahve yaparsın, o güne kadar içeceğin fincanı düşünmek hiç aklına düşmemiştir. O gün gözün vitrindeki ninelerden yadigâr fincanlara takılır... Birini seçersin, keyfi bir dostunla paylaşırsın... Sonra dayanamaz kahvene eşlik eden herkesle paylaşırsın... Şimdi ise sohbetleri, anları, anıları daha büyük bir aileyle paylaşma zamanı. Balat’da!”

Sevgili Firuzan ekliyor “Sonra arkadaşlarımız, akrabalarımız aile büyüklerinin fincanlarını hediye etmeye başladılar... Devamında oğlum yurt dışına gittiğinde de böylesi özel fincanlardan alır oldu... Fincanlarımız her geçen gün biraz daha artıyor... Ve bu ritüel bizim vazgeçilmezimiz oldu!” Hemen ekliyorum “Aile yadigârı bu fincanları misafirlerinize sunmanız ve seçimi bizlere bırakmanız çok hoş, çok etkileyici! Her zaman sevdiğim bir sunum şeklidir... Müşteriniz değil misafiriniz olduğumuzu tekrar tekrar hissettiriyorsunuz!”

Velvet Galata’daki her obje her detay üzerine sayfalarca yazı yazabilirim ama bu ritüel ile kahve fincanlarının tarihini, hikâyesini dinlerken bile başka diyarlara yolculuklara başlıyor insan... En ufacık detaydan hikâyeler, öyküler fışkırıyor resmen! Yaşanmışlık, tarih kokan fincanlardan kahve içmek ve farklı diyarlara yolculuklar yapmabilmek tek kelimeyle büyüleyici... Her seferinde böylesi bir zarafet içerisinde kahvemi yudumlarken fincanların hikâyelerini düşleyip, heyecanla kalemime sarılıyorum!”

Sevgili Firuzan “Açık söylemek gerekirse bu yola çıkarken Velvet çok tanınacak, çok şeyler yapacağız gibi bir düşüncemiz yoktu. Burada küçük küçük sehpalarımız vardı... Çay, kahve, kurabiye, un helvası ikramı yapalım, misafirlerimizi ağırlayalım demiştik. Fakat misafirlerimiz zamanla bizleri yönlendirir hale geldi. “Velvet’a gelip buradan doyup çıksak... Bir menemen olsa, kahvaltınız olsa...” istekleri çoğalınca, biraz sıkışık olsa da masaları büyüttük, menüye kahvaltı ve salataları ekledik. Menüde yer alan her şeyi kendimiz yapıyoruz... Az az yapıp bitmek üzereyken yine yapıyoruz... Aynı evimizdeki gibi... Severek yapıyor, mutlu oluyoruz ” diyor...

Hemen ekliyorum “Ben ki sıkışıklığı, kalabalığı sevmem ama bu ortamda, bu ambiyans da sıkışıklık bile rahatsız etmedi, çok samimi olmuş. Hatta geçen gün kahve içmeye uğradığımda kapının önündeki berjelde oturdum ama bir rahatsızlık duymadım. Orada en dışta olmana karşın kesinlikle öyle hissetmiyorsun. Hatta içerideki yoğunluktan soyutlandığımı düşünmüştüm, çok keyifli dakikalardı... Hikâyeleriyle beni etkileyen fincanlardan seçimimi yapıp, kahvemi yudumlarken yakın tarihte yolculuklar yapmaya başlamıştım bile! Sizlerin pozitif enerjileri, sıcaklığı, samimiyeti mekânı, bizleri sarıp sarmaladığı için böylesi huzur kaçamakları vazgeçilmezlerimiz oluyor. Bizleri müşteri değil de misafir olarak kabul ettiğiniz zaman her şeyin yolunda gittiğine hep inanmışımdır!” diyorum.

Sevgili Firuzan “Burayı açarken yaşıtlarımız veya büyüklerimiz gelir, gençler eskiye ilgi duymaz diye düşünmüştük. Ama hiç öyle olmadı. Gençlerimiz, üniversite öğrencilerimizle kafemiz şenlendi, ışıl ışıl oldu. Hepsi çocuklarımız oldular... Annesini özleyen gelip bana sarılıyordu:) Hatta mezun olanlar işe başladılar mutlaka arada uğrarlar... Çok çocuğumuz oldu burada... Çalışanlarımızda çocuklarımız gibi hepsi pırıl pırıl gençler...” diyor... Heyecanla hemen araya giriyorum “Evet hepsi çok güler yüzlü, nazik ve duyarlı gençler...” diyorum. “Biz bir aileyiz... Biri şunu yer, diğeri bunu yemez derken buluyoruz kendimizi... Veya başka bir gün şöyle bir sürpriz yapalım diyoruz:) Aile ortamı olduğu içinde zevkle çalışıyoruz... Hizmet sektörü hep zordur deriz ama minik minik dokunuşlar, tatlar sevgiyle geri dönüyor bizlere...” derken sesindeki o enerjiyi, neşeyi, sevgiyi fark etmemek imkânsızdı...

“Kesinlikle her şeyin başı sevgi... Sevgiyle, aşkla yapılan her işte başarı sağlıyoruz. Zamanın ruhunda köklerinden uzaklaşma olsa da yeni neslin de yaşanmışlığa, tarihi dokulara, bu ruha ilgi gösterdiklerini görüyorum. 80’ler benim çocukluğum ve net olarak hatırladığım dönemler. Bizim için böylesi özel mekânlar nostalji oluyor ama yeni nesil bu eşyaların, mobilyaların, objelerin içerisinde bu dönemleri yaşamadılar... Belki çoğu hepsini bir arada görmedi bile... Bu yüzden genç nesillerimiz için bulunmaz nimet böylesi mekânlar... İlginin de artarak çoğalacağına olan inancım tam!”

Sandıklardan çıkarılan aile yadigârı eşyalarla dekore edilen bu mekânda renklerin ahenkle dansına da şahitlik etmekten inanılmaz keyif alıyorum... Anne elinden tatlılarımızı yiyip kahvelerimizi içtiğimiz bu etkileyci mekân; kadife koltuklarıyla, antika fincanlarıyla, boş çerçeveleriyle, fotoğraflarıyla, dantelleriyle sohbetimizin her dakikasında beni etkilemeye, şaşırtmaya devam ederken... Her detay sizler için elbette çok kıymetli dediğim an Sevgili Firdevs direk karşımda çerçevelenmiş ve duvarda asıl duran gelinliği göstererek “Annemizin gelinliği... Bizi inanılmaz duygulandırıyor... 1951 yılında giymiş, evimizde sandıkta duruyordu. Burası açılınca annemde bizimle olsun diye düşünüp, hemen sandıktan çıkardık ve çerçeveletip duvarımıza astık. Sanki annemiz bizi görüyor ve bize destek oluyor gibi hissediyoruz.”

Hemen yanımızdaki yeşil, üçlü koltuğu göstererek “Rahmetli anneciğimin yıllarca yattığı koltuğu” dediği an zaten beni benden alan anlardı... Benimde anne baba ile yaşıyor olmam bu hikâyede çok tanıdık, bizden şeyleri karşıma çıkarıyordu belki de!

Annemin gelinlik kahve fincanlarıyla çok şükür halen annem ve babamla kahve içebiliyor olmamız... Annemin ve babaannemin sandığının evimizin başköşesinde yerini almasıyla anne ve babamın mutluluğuna şahit olmamız... Annemin sandıktaki gelin telleri, gelinliğinin kumaşı... Ben ki aile yadigârı eşyaları, anıları zaten çok önemserim ama Sevgili Firdevs ve Firuzan ile sohbet ettikçe anne ve babamın sağlık problemleri yaşadığı şu dönmelerde hepsi ama hepsi beni de çok derinlerde etkiliyordu... Yaşanmışlığı, hatırası olan birçok eşyayı anne ve babamla birlikte kullanıyor, özenle koruyor olmamıza karşın ilham ve enerji aldığım konularda oldu... Örneğin sandıktan her çıkardığımızda duygusallaştığımız annemin gelin tellerini, gelinliğinin o güzel kumaşının parçalarını çerçeveleteceğim... Annemin Singer dikiş makinasının kasnağını kullanarak masa yapma fikrini ise çok sevdim bunu da hemen yapacağım ve annem babam ile anılarını konuşurken üzerinde keyifle kahvemizi yudumlayacağız...

Bu yazımda bırakın tarihte yolculuklar yapmamı beni çocukluğuma götüren çok tatlı anılar, hatıralar canlandı gözümde... Her satırımda çocukluk anılarım bir film şeridi gibi geçiyor gözümün önünden...

Sevgili Firdevs hemen arkamda yer alan fotoğrafları göstererek “Şu fotoğraflarda ailemiz olduğu gibi bütün komşularımızda var... Paşabahçe`de komşularımızla da aile gibiydik. Şimdi onların çocukları, torunları hatta hayatta olan yaşı ilerlemiş komşularımızda geliyor kafeye... Bu fotoğraflara bakıyorlar, çocukluğumuzu konuşup eskileri yâd ediyoruz. Çocuklar, torunlar ise büyüklerini anıyorlar! Herkesin bir anısı var bu kafede aslında...” diyor.

“Bunca insanı etkileyen ortak değerler, hatıralar, anılar! Burada onlarca belki de yüzlerce insanın hatırası, anısı var! Sevginin ve kadim bilgilerin paylaşıldığı, yaşanmışlıklarla dolu geçmiş ve geleceğin buluştuğu bu özel mekânların ruhumu beslediği tartışılmaz bir gerçek! Ne zaman tarihten bir pencerede soluklanmak istesem antikacılar, sanat galerileri, vintage dükkanlar ile bezenmiş, hala mahalle kültürünün yaşandığı, geçmişin ruhunu taşıyan mekânlarda, mahallelerde bulurum kendimi. Ve bir anda sanki o yoğun iş ortamından, hayatın koşuşturmasından, İstanbul’un keşmekeş trafiğinden ben çıkmamışım gibi pozitif yaşam enerjisini, neşesini hemen yakalayıp, tüm farkındalıklarımla yapabileceğim onlarca güzel şey için enerji topluyorum. Yakın tarih ve aileleri dinlediğimde ise yüreğimin en derinlerinden etkileniyorum” diyorum.

Komşularla, akrabalarla geçirilen birbirinden güzel bayramlara gelince biraz hüzünle “Aile geleneğimiz olan bayramlaşmayı annemizin vefatından sonra yaşatabileceğimizi pek düşünmüyorduk. Annemin sağlığında yemeğe, çaya, yatıya gelen misafirlerimize göre hazırlıklar yapılırdı... Beş sene öncesine kadar hep böyleydi. Rahmetli annemden sonra herhalde bunu yaşayamayız diyorduk ki öyle olmadı gene misafirlerimiz gelmeye devam ettiler. Bizde bu güzel aile geleneğimizi yürütmeye devam edebilmek için bayramlarda kapatıyoruz ve evimizde sevdiklerimizle bayramlaşıyoruz... Çalışanlarımızda tatillerini yapmış oluyorlar.” diyor.

Bu nostaljik ortamda en ufacık bir obje bile sizi alıp derin yolculuklara çıkarırken, annenin yattığı kadife koltuğu ve gelinliği beni inanılmaz etkiliyor! Yakın tarihimize yolculuklar yaparken, çocukluk anılarım gözümün önünde canlanıyor kalemime sarılarak farklı diyarlara yolculuğa çıkıyorum adeta.

Sevgili Firdevs “Bakın bu perdeyi ören kişiyle dört nesildir birlikteyiz biz! Perdeyi ören anneannemin arkadaşı! Anneler arkadaş, çocuklarıyla biz arkadaşız... Torunlarıyla çocuklarımız arkadaş... Aile anneannelerinin sandığından çıkardığı bu perdeyi bize getirdi düşünebiliyor musunuz?” dediği an nasıl etkilenmez ki insan! Ve yine kendi çocukluğuma dönüyorum hemen “Ben hatırlıyorum bu perdeleri. Ablamlar genç kızlık dönemlerinde çok ördüler bu perdelerden, yatak örtülerinden. Hatta benim bile çeyizimde vardır:) Nerede kullanacağız derken annemden, ablamlardan hatıra diye önemle saklıyoruz. Ablamda kendi evinde nostaljik bir köşede kullanıyor...” Sevgili Firuzan “Kardeşiminde öyle... Kafede şuan kardeşimin çeyizinden bir sürü dantelimiz var, evimizde dantel örtüleri değiştirir gibi kafede de devamlı değiştiriyoruz” diyor.

Sohbetimizin derinliği ailelerimize kadar gelmiş ve keyifle devam ederken, yumuşacık ses tonu ve güler yüzüyle arkadaşımız gelerek zarifçe kahve fincanı seçimi yaptırıyor; “1960’lardan Fransa’dan bir fincan, 70’lerden İtalyan Üretimi bir fincan, 1940’lardan Alman üretimi bir fincan...” Kahve fincanı seçimimizi yaptığımız sırada dünyalar tatlısı bir çift geldi. Sevgili Firdevs “ Dostlarımız Balıkesir’den geldiler... Oğlumun en yakın arkadaşının annesi ve babası... Aziz Bey şurada duran pikabı bizlere hediye eden kişi. Misafirlerimizde hediye plaklar getirdiler... Kendi plaklarını getirip çaldılar... Gelen dostlardan da böylesi anlamlı hediyeler aldık...” diyor

Kafenin her köşesi bizleri sürprizlerle, görsel şölenlerle karşılıyor derken gerçekten inanarak, hissederek diyordum. Pikap hediye eden Aziz Bey ve eşi ile karşılaşmamız, pikabın hikâyesini bizzat Aziz Bey’in fotoğraf albümündeki fotoğraflara bakarken dinlemem gerçekten sürpriz oldu bana da!

Velvet Galata’da 80’lere 90’ lara... Annenin gelinliğiyle 50’lere... Beyefendinin hatıralarını ve pikabı dinleyerek 60’lara gidiyorum... Her eşya, her obje, her detay hepsi ama hepsi bir hikâyeye gebe... Aile yadigârı eşyalarla dekore ettikleri bu özel mekânın her detayı bu güzel aile için çok kıymetli elbette. Bebek gibi bakıp emek verdikleri Velvet Kafe’yi özenle koruduklarına tekrar tekrar şahit oluyor ve yüreğimin en derinlerinde hissediyorum bunu!

Kafe’nin tatlısını, kurabiyesini sevgilerini katarak yapan Firdevs ve Firuzan’ın ünü Türkiye’ye yayılmış, ödüllü un helvaları var ki tadı dillere destan gerçekten! Şık bir sunumla servis edilen kaymaklı tereyağlı un helvasından bir kaşık aldığım an ağızda eriyen enfes bir tat ile karşılaştım. Mükellef bir kahvaltı sonrası tatlı benim için oldukça erkendi ama yedikçe yemek istedim! Öylesine güzel kavrulmuş, öylesine kıvamındaki tok olsanızda yiyorsunuz... Sevgiyle, gönüllülükle yapılan hangi ürün lezzetsiz olabilir ki! Şuan yazarken dahi damağımda eriyen bu tadı özledim ve canımın çektiğini itiraf etmeliyim... Evim yakın olsa koşarak gider yer, aileme de paket yaptırarak dönerdim:)

Sevgili Firdevs ve Firuzan’ın kaymaklı tereyağlı un helvaları Salih Seçkin Sevinç’in Harbi Yiyorum kitabında da yer almış, 2015 yılında ise Sait Halim Paşa Yalısı’nda TimeOut 101 Lezzet Festivali’ne katılmış. Ayrıca “2015’in En iyi Mekanları” yarışmasında iki buçuk milyon mekan.com üyesinin oylaması sonucu Velvet Cafe Galata 2015’in en iyi cafe ödülünü almış!

Her köşesi, her detayı ile beni inanılmaz etkileyen, hikâyesiyle büyüleyen lezzet diyarı bu sıcacık kafenin buram buram yaşanmışlık kokan her köşesine, her objesine, her lezzetine tek kelimeyle bayıldım! Böyle olunca da her açıdan ödüllerle taçlandırılmaları çok şaşırtıcı değil tabii!

Velvet Kafe’lerde aile yadigârı eşyaların, objelerin itinayla bir araya getirildiği, tüm detayların ince bir zevkin ürünü olduğu o kadar belli ki her gidişimde ev sıcaklığındaki şık ambiyansından, anne elinden tatlılar, kahveler arasından ayrılmak istemiyorum gerçekten! Yaşamı renklendiren en çok da insan kendisi ve yaşama sevinci bence! Bu güzelliklerin tekrar tekrar farkına varabilmek onları hayatının vazgeçilmez bir parçası haline getirebilmek başka bir erdem, başka bir boyut! Yüreğinize, gönlünüze, enerjinize sağlık...

Sevgili Yüksel’in bir paylaşımda dediği gibi “Saray’ın Afrikan Kahvecibaşı’sı rahmetli büyük dedem Afrika’lardan İstanbul’daki Saray’a Kahvecibaşı olmak için geldiğinden belki de habersizdi. Ama torunlarının bir gün kendisinin bu eskimeyen, hatta gün geçtikçe yenilenerek değerlenen mesleğini devralacağından eminim ki habersizdi.” derken bir başka paylaşımında ekliyor “O seni mutlu eden şey, benim yaptığım değil, senin gördüğündür... Birlikte mutlu anılar biriktireceğimiz nice güzel günlere diyerek Galata’dan sonra şimdi Balat’ta da açıldı...”

Velvet Kafe’lerin gizli kahramanı Sevgili Yüksel ile tanışmak Velvet’in hikâyesini, Velvet kafelerin sosyal sorumluluk projelerini, pazar etkinliklerini, devamlı müşterisi olacağım Velvet Eskici’yi ve daha onlarca değerli anıyı, detayı genç nesilden dinlemek üzere en kısa sürede Velvet Balat’da olacağım...

Yazardan Not: Birbirinden güzel fotoğraflar Velvet Kafe Galata’ya aittir. Biz ilk fırsatta fotoğraf çekmeye ayrıca gideceğiz:)

Yorumlar