İhtişam ve Zarafet

Aralık-2018

Nesilden nesile aktarılan tezhip, hat, ebru, minyatür, gravür, resim, tespih, kaatı, taş baskı, elyazması: Ecdadımızın zarif ve ince ruhunu, sanat zevkini tekrar tekrar görebildiğimiz eşsiz klasik eserler! Osmanlı Medeniyeti’nin izlerini taşıyan bu ihtişam ve zarafet içerisinde zamanda yolculuklar yaparken kendimi adeta döneme ait bir film şeridi içerisinde bulduğum çok olmuştur. Hele hele bu yolculuklarımda birbirinden değerli sanatçılarımız bana eşlik ediyorsa ayrı bir lezzeti olur! Böylesi anları kaleme alırken Sevgili Orhan Kemal gibi parmaklarımın rüzgarlaştığını hisseder, kalemime hâkim olamam ve birçok yazımda olduğu gibi heyecanla yazmaya devam ederim.

Kitapla, sanatla, kültürle bezenen yaşamları, dostları çok seviyorum! Sanat aşığı, üretken, hayat hikâyeleriyle beni etkileyen, enerjime enerji katan bu güzel insanların arasında olmak ve aldığım enerjiyi, ilhamı kalemime yansıtabilmek benim vazgeçilmezim! İşte tüm bu ihtişam ve zarafet içerisinde tarihin derinliklerine dalıp tekrar günümüze, günümüzden tekrar tekrar tarihe geçişler yaparak zamanda yolculuklarıma bu sefer Tezhip Sanatçımız Neşe Efe ile çıktım! Geleneklerimize ve kültürümüze sahip çıkan Sevgili Neşe Efe’nin uçsuz bucaksız sanat dünyasında, hayat hikâyesinde kaybolurken emeğinin, çabasının takdire şayan olduğunu da yazımın ilk satırlarında dile getirmeliyim!

Dini, edebi, ilmi el yazması kitapları, ferman, tuğra gibi değerli evrakları, hat levha ve albümlerini süsleyerek yüksek mânevi değerini ifade etmek amacıyla yapılan Tezhip Sanatı: Arapça “Zehep” kökünden gelir ve altınlama, yaldızlama, altınla süsleme anlamlarını taşır. Tezhip geçmişte toprak boyalar, lahor çividi gibi bazı bitkisel boyalar, öğütülmüş lapislazuli hatta cam tozu, is mürekkebi gibi çeşitli malzemelerin başta arap zamkı olmak üzere bir bağlayıcı içinde ezilmesiyle hazırlanan boyalar ve altın kullanılarak yapılmış. Değişen beğeni ve ekollere rağmen altın ile lacivert her dönem de vazgeçilmez iki unsur olmuş. Bir kitap sanatı olarak değer kazanan tezhip kâğıt, deri, parşömen hatta bez gibi çeşitli yüzeylere uygulanmış olup, zaman zaman gündelik eşyalar üzerinde de uygulanarak nesilden nesile aktarılıp günümüze kadar ulaşmış klasik bir sanat dalıdır.

Türk Tezhip Sanatı’nın tarihsel gelişimi, İslamiyet öncesi dönem, Selçuklu Dönemi ve Osmanlı Dönemi olarak başlıca üç aşamada incelenmektedir. Tezhip sanatının kökeni Uygur Türklerine kadar dayanmakla birlikte, asıl gelişimini İslam Dini’nin etkisi altında göstermiştir. Türk Tezhibi’nin klasik dönemi XVI. yüzyıl ve Kanuni Sultan Süleyman dönemidir. Bu dönem desen zenginliği, teknik mükemmellik, altın ve lacivert oranında kurulan denge gibi çeşitli açılardan bir doruk noktası olarak kabul edilmiştir.

Özellikle Osmanlı Dönemi’nde Tezhip Sanatı, ferman, berat gibi resmi evrakların süslemesinde de kullanılmaya başlanmış, böylece gelişiminin arkasına Osmanlı Sarayı’nı alarak en parlak devrini yaşamıştır. Saray nakışhanelerini yöneten nakkaşlar sadece tezhip için değil; Çini, kalemişi, tekstil gibi alanlarda kullanılmak üzere çeşitli desenler hazırlamış ve böylelikle bir üslup birliği sağlanabilmiştir. Kur’an-ı Kerim’in ilk ve son sayfaları, divan gibi el yazması kıymetli kitaplar, levhalar, fermanlar, nağmeler ve beratlar gibi çeşitli eserlerin tezhiplenmesi bir gelenek halini almıştır.

Sevgili Neşe Efe “Günümüzde Tezhip Sanatı klasik kurallarını bozmaksızın sanatçının karakterini, yaşam biçimini, beğenilerini, duygu ve düşüncelerini daha etkili biçimde aktarabildiği serbest tasarımlar üzerinde, özellikle levhalara uygulanarak bir tablo niteliği kazanır. Bu tasarımlar yazı ve diğer sanat unsurları, farklı malzeme, doku ve efektlerin de kullanılmasıyla icra edilir. Bu anlayış içerisinde Tezhip Sanatı yazının giysisi değil tamamlayıcısı ve bütünleyicisi olarak uygulanır.” diye belirtiyor.

Geleneğimize göreneğimize... Sanata kültüre... Çiçeğe, böceğe, yeşile... Çocuğa, gence, yaşlıya... Her şeye ama her şeye karşı koşulsuz saygı, sevgi, hürmet dolu yaşamları seviyorum. Her anlamda güzeli arama, anlatma, güzelliklerle dolu bir dünya yaratma tutkusu olan sanatçılarla, sanatseverlerle yolumun kesişmesi ise evrene verdiğim mesajlarla ilgili olsa gerek:)

Sevgili Neşe Efe’de yüreğindeki şefkat, sevgi, hoşgörü gibi sıcacık duyguları sanatına, hayat hikâyesine yansıtarak onlarca başarıya imza atmış bir sanatçımız! Gelin bu başarı hikâyelerine birlikte kulak verelim:
Oldukça duyarlı bir yapıya sahip olan Neşe Efe Erenköy Kız Lisesi’nde okurken bir öğretmeninin son derece adaletsiz tavrı karşısında okuldan soğur ve maalesef son sınıfta ayrılır. Çizime doğal bir yeteneği olan Neşe Efe, okulda iken tahtaya bir şey çizilecek olsa akla gelen ilk kişidir! Liseden ayrılınca ne iş yapabilirim diye düşünen Sevgili Neşe Hanım yeteneğine güvenerek seramik- tekstil sektöründe desinatör olarak çalışmaya başlıyor: “Kurs serüvenlerim başlamadan birkaç ay önce gazetede Kırk Hadis Koleksiyonu’nun basımını gördüm. Ama o dönem baskı teknikleri yetersizdi ve altının altın olduğu bile belli değildi. Altının görselliği başka bir şey, ışıltılı bir şey! Bu kopyalar size asla bunu hissettirmiyor olmasına rağmen aşık oldum... Benimki ilk görüşte aşk! Görür görmez de şunu düşünmüştüm “Bu ne kadar güzel zarif bir sanat, benim bunu mutlaka öğrenmem lazım...” Ama nasıl olacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu... Tezhip öğrenebileceğiniz çok az yer vardı ve şimdi olduğu gibi bilgiye ulaşmak kolay değildi. Buna karşın çok değil üç dört ay sonra gazetede bir bankanın düzenlediği kurs ile ilgili ilanlar çıktı... Dileklerimizin ve niyetlerimizin hayat yolumuza etki ettiğini düşünüyorum. Olacağı varsa oluyor gerçekten! Olmayacaksa da ne kadar zorlasınız olmuyor. Ben buna çok inanırım!” diyor Sevgili Neşe Efe

Bir dileğimizi ne kadar çok ister ve ona ne kadar çok odaklanırsak evrene yaydığımız enerjinin de bir o kadar güçlü olacağına inanlardanım bende! İstemenin şiddeti, ruhumuzdaki potansiyel enerjinin evrene ulaşım sinyalini yükseltirken en hızlı gerçekleşen şeyler, o sırada en çok ihtiyacımız olanlar değil midir? Sevgili Neşe Efe’nin hayat hikâyesinde de tam olarak bunları görüyorum. Yani bir tür ruhsal enerji çevrimi!

Bir gazetenin ramazan özel eki olarak yayınladığı “Kırk Hadis” koleksiyonu sayesinde Tezhip Sanatı ile tanışan Neşe Efe keyifle ve heyecanla devam ediyor “Sonra banka kurs açtı, bu ince ve zarif sanat dalına duyduğum hayranlık nedeniyle hemen kayıt oldum. Değerli hocalarım Cahide Keskiner, Melek Antel ve Mamure Öz tarafından sürdürülen tezhip kursuna devam ettim ve Topkapı Sarayı’nda düzenlenen kursları ilk orada duydum. Avrupa Yakası’nda çalıştığım için Anadolu Yakası’nda olan kursa yetişmem çok sorun oluyordu. Kısa bir süre iş hayatımla kursu paralel götürebildiysem de işyerinden izin alamadığımdan, kursa geç kalıp sürekli mazeret üreten biri olmak istemedim ve maalesef iki ay sonra bırakmak zorunda kaldım. Bu iki ayda bile çok değerli bilgiler edindim! Hocalarıma içinde bulunduğum durumu aktarmış olsaydım kesinlikle hoş görürlerdi ama utandım, çekindim sanıyorum. Şimdi dönüp bakınca çok pişmanım tabii benim için on üç yıllık bir kayıp oldu.” diyor hüzünle...

Yine aynı sektörde çalışma hayatına devam eden Sevgili Neşe Efe, eşiyle uzun süredir devam eden dostluklarının birden bire evlilik yönüne dönmesiyle kısa sürede evlenir ve bir yıl sonra oğlunu kucağına alır. Sevgili Neşe Hanım iş hayatından uzak kalsa da üretmeden duramadığından bu dönemler dahi sanatsal çalışmalarına ara vermez! Hayalindekilerin yanı sıra gördüğü şeyleri bakarak çizebilen Neşe Hanım abajurların üzerine serbest el dekoru ve dekoratif resimler yaparak çalışmalarını evde sürdürür.

“Evlilik ve çocukla paralel abajur işini kolaylıkla götürebildim. Bu esnada yakın bir arkadaşım “Dışarıdan okulu niye bitirmiyorsun... Okul hayatının üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına karşın sen başarırsın! Eşimde matematik dersinde destek olur sana...” dedi... Onun motivasyonu, desteği ve yönlendirmesiyle sınavlara girdim.” diyerek peşi sıra gelecek başarı hikâyelerini tatlı tatlı anlatıyordu Sevgili Neşe Hanım...

Ne kadar güzel değil mi? Okul hayatı değerli arkadaşlarının sayesinde tekrar başlamış Sevgili Neşe Hanım`ın! İkinci çocuk hamileliği, eşinin asker olması nedeniyle tayinler... İstanbul-İzmir hattında gidip gelinen sınavlar ve mezuniyet! Bu hikâye sadece lise mezuniyetiyle kalmayacaktı tabii!

“İzmir’den sonra İstanbul döndük. Tezhip içimde olmasına karşın önce tekstil desinatörü olarak çalıştım, boş kaldıkça tasarımlar yaptım... Patronum akademiliydi, zaman zaman boyayarak kendisine gösterdiğim desenleri çok beğeniyor fakat direk kullanamıyordu... Piyasanın isteği doğrultusunda yabancı kaynaklardan yararlanarak “Bu iki çalışmayı birleştir, şöyle şöyle şeyler yap” derdi. Bir yıla yakın zaman böyle geçti... Tekstil desinatörlüğü bizde sadece siyah beyaz film üzerinden uygulanıyordu... Ama ben boyamak istiyordum! Tasarıma da önem veren büyük firmalar vardı fakat çocuğum küçüktü, yarım gün çalıştığım da düşünülünce benim onlara ulaşma imkânım olmadı maalesef...” diyor ve ekliyor “Devamında Kültür Bakanlığı’nın Topkapı Sarayı Nakkaşhanesi’nde düzenlediği Geleneksel Süsleme Sanatları Kursu’na katılmak istedim... 1996 yılı sınav döneminde girdiğim çizim sınavını kazandım... Öğleden sonra hemen mülakat yapıyorlardı... Mamure Hocam beni hemen hatırladı “Neler yaptın bunca senedir... Çizimin çok iyiydi yapmasan körelirdi... Bir şeyler yapmışsın belli” dedi.

“Allah uzun ömürler versin Mamure Hanım ile halen görüşüyoruz... İlk işimi de Mamure Hanım sayesinde saklıyorum biliyor musunuz? Yazı yazdırmak için almıştı, kurstan ayrılınca kendisinde kalmış... On dört yıl saklamış düşünebiliyor musunuz! Kendisinin arşivciliğine de hayranım... Çok özel bir zekâ Mamure Hanım” diyor sevgi, saygıyla ve ekliyor “Topkapı Sarayı Geleneksel Süsleme Sanatları kursunda hayatıma yön veren, çok doyurucu, güzel bir eğitim aldım. Özellikle Sn. Semih İrteş Hocam’ın etkili, sistemli öğretim metoduyla verdiği tasarım dersleri, iki yıl gibi kısa bir sürede tasarım ve uygulama yapabilecek düzeye ulaşmamı sağladı.” diyerek devam ediyor “Birbirinden değerli hocalarım sayesinde öğrendiğim bu sanat farklı deneyimleri de hayatıma katarak mesleğim olurken Melek Hocam ve Sevim Hocam geçtiğimiz yıllarda vefat ettiler. Cahide Keskiner Hocamı ise 14 Kasım’da kaybettik. Hepsini rahmetle ve şükranla anıyorum...” diyor hüzünle

Kurs sonrası kesintisiz olarak tezhip çalışmalarını sürdüren Sevgili Neşe Hanım kurs dönemi boyunca yaptığı stajları, öğrencilik anılarını aktarırken gerçekten neşeli, keyifli anlar yaşıyoruz... “Kurs programında yaz dönemi stajlarımızda vardı, her yaz staja gitmek zorunda idik. Ama bu zorunluluk bana keyifli deneyimler kazandırdı! İlk yıl staj için Altınoluk Antandros Antik Kent’e giderek, Antandros kazı ekibine katıldım. Kazıda çıkan eserleri onarmak nasıl bir mutluluktur, nasıl manevi bir tatmindir anlatamam! Tezhibi çok seviyorum ama hayat yolum restorasyon da olabilirmiş. Geçmişe dokunan her şey beni büyülüyor! Tezhip yine yapardım fakat bu başka bir şey... Orada büyük bir enerji kazanıyorum! Kazı öğretmenlerimiz Yasemin Polat ve Gürcan Polat’ı tekrar sevgiyle anıyorum. Bu kazı deneyimleri hayatımda çok güzel tatlar bıraktı gerçekten. Kocaman ve hep birlikte arı gibi çalışan bir aile gibiydik...”

Sohbetimiz keyifle ve heyecanla devam ederken Neşe Hanım “Zaman zaman benimde yazmak istediğim şeyler oluyor aslında” dediği an “Bence kesinlikle yazmalısınız! Zorlayıcı hayat koşullarınıza rağmen azminiz, isteğiniz ve çalışkanlığınızla inanılmaz başarılara imza atmışsınız! Bunun yanı sıra günümüz toplumunun farkındalıklarını arttırarak, insanların ilgisine sunarak: Tarihe, sanata, sanatçıya, sanat eserlerine ait gönüllerde ki kapıların ardına kadar açılmasını sağlıyorsunuz! Geleneksel sanatlarımıza sahip çıkan sanatkârlarımızın tecrübelerine ihtiyacımız var!” diyerek ara ara konuştuğumuz arşiv kısmını tekrar hatırlatıyorum “Çalışmalarınızın arşivlenmesi, önce çocuklarınız ve devamında yarınlar için kalıcı bir eser... Naçizane tavsiyem şimdi kendiniz için yazın, notlar alın sonraları birkaç bir şey ekleyerek onlarca hikâye, öykü, belge niteliğinde birçok yazı çıkarabilirsiniz... Siz çok duyarlısınız neye odaklanırsanız, evrene nasıl bir mesaj verirseniz orada çok büyük başarılar kazanıyorsunuz... Dediğiniz gibi belki de bu kış yazmaya da zaman ayırırsanız oldukça verimli bir kış geçireceksiniz... Yazılarınızla, eserlerinizle kalıcı hale gelebilmek gerçekten paha biçilemez!” diyorum.

Sevgili Neşe Efe ekliyor “Bu sene gerçekten yazmam gerekiyor, öncelikle tez aşamasındaki lisansüstü öğrenimimi tamamlamak için... Faydalı olma dileğim var... Kültürel miras bende bir içgüdü... Yazdıklarımız, yaptıklarımız bizi ve yaşadığımız dönemi anlatır. Görmeyen gözler, işitmeyen kulaklar olsa da bilgiyi kalıcı kılmak adına yazmak çok önemlidir. Sanat tarihimizin duayeni Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver sürekli yazmayı tavsiye etmiş, kendisi de (her alanda olduğu gibi) tutumuyla örnek olmuştur. Ondan kalan 5000 kadar defter Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir. Topkapı Sarayı ve İstanbul Üniversitesi’ndeki kursları da Süheyl Hoca başlatmış, araştırmaları, yazıları ve çizimleriyle klasik sanatlarımıza büyük bir katkı sunmuştur. Geride bir miras bırakan, topluma katkı sunan insanları sever ve örnek alırım. 2014 yılında Nadir Eserler Kütüphanesi’nde İÜ bünyesinde düzenlenecek bir serginin hazırlık çalışmalarına üç ay kadar katıldım. Bu vesileyle sergiye danışmanlık ve küratörlük yapan Prof. Dr. Nurhan Atasoy hocamızla tanışıp bilgisinden istifade etmek imkânı buldum. Kendisi bahsettiğim örnek kişilerden biridir, ilerleyen yaşına karşın yoğun bir şekilde çalışmayı sürdürüyor. Son görüşmemizde yeni kitap hazırlığı içindeydi…”diyor ve ekliyor
“Çok sıradan gibi gözüken şeylerin bile bir kuşak sonra belge niteliği taşıyor olması beni çok etkiliyor ve düşündürüyor. Örneğin Mimar Vedat Tek’in annesi Leyla Saz Hanımefendi Abdülmecit Dönemi saray hekimlerinden İsmail Paşa’nın kızıdır. Münire Sultan’ın nedimesi olarak saraya girmiş ve sultanlarla birlikte eğitilmiştir. Anılarını yayımlayan ilk müslüman kadın yazar olarak da tarihe geçen Leyla Saz Hanımefendi’nin anıları o döneme ait saray yaşamını anlatan en önemli belge niteliğindedir! Kendisi günlük hayatını yazmış sadece ama şuan en önemli belge düşünebiliyor musunuz! Döneme ait izler taşıdığı için gerçek belge! Bu tür kültürel mirasa ilişkin her şey beni cezbediyor.” diyor Sevgili Neşe Efe!

“Kesinlikle! Her dönemin, her çalışmanın ayrı bir önemi var... Bizler de yaşadığımız dönemlere ait kalıcı eserler, çalışmalar bırakabiliyorsak ne mutlu! Tüm bu güzel örnekleri ele aldığımızda siz de arşivleme ve yazma işlerinize odaklandığınız an farklı birçok başarılı çalışma da beraberinde gelecektir. Bizler ise sizin gibi sanatkârların hayatlarını okuyup, eserlerini inceleyip: Hissettiğimiz, algıladığımız şekilde yorumlayıp üzerine hikâyeler, romanlar yazabilmek için ruhumuzu, kalemimizi beslemeye devam ediyor olacağız...” diyorum.

İkinci yıl stajı için Sevgili Neşe Efe “Tezhip tutkum ile en çok örtüşen, Osmanlı Arşivi’nde belgelerle haşır neşir olarak yaptığım stajlardır... El yazmalarına ilgim olduğu için materyal olarak kâğıt ve deri gibi organik malzemelerin onarımı konusunda çalışmak istedim. Yaptığım staj başvurusu kabul edildi ve staja başladım. Sonraki yıl mecburi stajımın dışında gönüllü olarak fazladan bir ay daha arşivde staj yaptım. Hatta arşivde yaptığım ikinci staj sırasında çözmemiz gereken bir sorun, mezuniyet tezim için yaptığım seçimi belirledi! Ek yerlerinden ayrılmış renkli bir haritayı birleştirmek için kağıtları renklendirmek gerekiyordu, ancak harita da homojen bir renk olmadığı için tek bir renkle yapılan ekleme bütünlüğü bozuyordu.(*) Boyaların esere zarar vermesi ihtimali olduğu için böyle bir uygulama tercih edilmişti. Ben de bu konuyu kapsamlı bir biçimde araştırmak istedim. Kaynaklar üzerinde araştırmanın yanı sıra otuz beş kişiyle yüz yüze görüştüm. Hepsi alanında söz sahibi olan kişiler veya belli başlı kurumların restoratör- konservatörleriydi. Bu görüşmelerin ve edindiğim bilgilerin yanı sıra bizzat kendim deneysel yöntemlerle konuyu irdeledim. Çeşitli bitkisel boyaları ve sentetik boyaları çeşitli testlere tabi tutarak çıkan sonuçları değerlendirdim ve mezuniyet tezimi hazırladım. Çalışmanın nihayetinde Sn. Hocam Doç. Dr. Banu Uçar Çakan ile Bursa Aktopraklık’ta kurulan Arkeoparkta bir sergi ve sunumla doğal boyaları uygulamalı olarak anlattık. Mezuniyetten sonra değerli hocam Doç. Dr. Ahmet Güleç’ in danışmanlığı ve desteğiyle çalışmam bilimsel bir makaleye dönüşerek 2015 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yayınladığı Restorasyon- Konservasyon Çalışmaları dergisinin 18. sayısında yayınlandı.” diyor...

“Üçüncü yıl ayrıca tekstil üzerine de staj yapmak istedim ve Topkapı Sarayı’nın dış avlusu içerisinde yer alan Kültür Bakanlığı Merkez Laboratuvarı’na başvurdum: Tekstil bölümü yeni yapılanıyordu, benim başladığım günlerde ise Topkapı Sarayı Karaağalar Mescidi’nin onarımı söz konusuydu ve acil bir açılışa yetişmesi gerekiyordu. Aciliyetten personelin çoğu bu çalışmaya yönlendirilince bende buraya alındım ve daha önce tahmin edemeyeceğim bir şekilde kendimi iskeleye çıkmış, çalışır halde buldum. Önceden bunu yapamam diye düşünürdüm, ama benim için güzel bir deneyim oldu. Geçmişten gelen tecrübelerim ve çizim becerim ekibe katkı sunarken beni de çok mutlu etti. 1999 senesinde kursu bitirerek veda ettiğim Topkapı Sarayı’nda bunca yıl sonra bir mekânın onarımına katkıda bulunmuş olmakla kendi çıraklık bedelimi ödemiş gibi manevi bir tatmin hissettim! Restorasyonun her branşını çok sevdim, hepsi birbiriyle ilişkili ve bir birinin tamamlayıcıları...” diyerek sevgiyle ve aşkla ekliyor Neşe Efe “Topkapı Sarayı, süsleme sanatlarının çeşitli dönemlerine ait seçkin eserleri bir arada görebileceğiniz ve öğrenmekten de öte ruhsal bir kavrayışa imkân tanıyan ayrıcalıklı bir mekândır. Değerli Hocam Sn. Mamure Öz’ün “Öğle tatillerinde mutlaka yazı dairesine gidin ve her seferinde sadece tek bir eseri inceleyin.’’ tavsiyesi ise ancak dikkatle bakarsak görebileceğimiz ince güzellikleri algılamamı sağlamış, önemli bir farkındalık kazanmasına vesile olmuştur. Ben Topkapı Sarayı’nda tezhibin temel eğitimini aldım. Bu etkili ve sistemli öğretim metoduyla aldığım tasarım derslerinin üstüne klasik eserleri inceleyerek öğrendiklerimi ekleye ekleye gittim. Bu sayede İstanbul Üniversitesi’ndeki lisans eğitimimi bitirdikten sonra Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel Sanatlar Tezhip Bölümü’ ne kabul edilerek yüksek lisans eğitimine başlama imkânı bulabildim. Topkapı Sarayı’nda Fatih Dönemi’nde başlayan nakışhane geleneği, burada verilen dersler sayesinde günümüzde de sürmekte ve kültürel alanda önemli katkılar sağlamaktadır. Şu anda tez danışmanım olan değerli hocam Prof. Dr. Faruk Taşkale’de tezhip öğrenimine ilkin burada başlamış.’’ diyerek Topkapı Sarayı ve burada geçirdiği dönemin yaşamındaki önemini vurguluyor...

Sohbetimiz devam ederken “Açıkçası kursa girdiğimde ben bu işi bir meslek olarak yaparım, para kazanırım diye düşünmemiştim. Birçok kişinin hedefi, kendine göre bir getirisi olan bu sanatı meslek olarak yapıp para kazanmaktı. Benim amacım ise sanat hayatımda her zaman önemli bir yol tutmuş olmasına karşın daha da nitelikli eserler üretmekti. Mülakatta “Bu kursa devam etmekte ki amacın nedir?” diye sorduklarında da bu şekilde ifade etmiştim.” diyerek ekliyor “Kursu tamamladığımda tezhip çalışmalarıma devam ettim. Mesleğim haline dönmesi ise tamamıyla rastlantısal gelişti... Kursun son döneminde büyük bir levha yapmamız gerekiyordu. Bir anlamda icazet işi! Benimde elimde hazır bir yazı yoktu, çocuklarım küçüktü, peşinden de koşamıyordum. Çok sevdiğim arkadaşım Yıldız “Benim elimde yazılmış serlevha(**) var... Hattat Fuat Başar’ın! Sen kursun bitiminde yazdırıp bana geri verirsin, ben şuan başka bir yazıyı tezhipleyeceğim.” dedi. Kursun bittiği son gün Fuat Başar’ın atölyesine uğramak üzere yola çıktım. Fuat Bey’in atölyesini ararken camında tezhip-hat yazıları olan bir dükkan dikkatimi çekti, içeri girerek “Fuat Hoca’nın atölyesini arıyorum” dediğimde beni içeri davet eden sempatik ve sıcakkanlı bayan ile keyifli bir sohbete başladık. Kendisi de Topkapı Sarayı Geleneksel Süsleme Sanatları Kursu’ndan mezun olan Sevgili Melek Midilli ile birçok ortak yönümüzü, sanatımızı konuşurken kahvelerimizi yudumlamaya başlamıştık bile... Fuat Başar’ın atölyesi ise çok yakınmış. Melek Hanım kendisini arayarak çay içmek için davet etti. O da kırmayıp geldi. “Hocam sizin yazınıza ihtiyacım var...” dedim “Tabii yazarım” diyerek olumlu yanıt verdi. O günden bu yana, sağ olsun desteğini hiçbir zaman esirgemedi.” diyerek ekliyor "Hattat Fuat Başar’dan hiç ders almadım, toplasanız birkaç kez görüşmüşüzdür belki, ama hakkımda olumlu şeyler söylediğini başkalarından hep duydum... 2010 yılında Çeliktepe Kütüphanesi’nde öğrencilerle düzenlediğimiz serginin açılışı için, kütüphane müdürümüz Sn. Ahmet Altay’ın arzusu üzerine kendisi ricamı kırmayarak geldi ve her yaştan izleyicinin ilgiyle izlediği güzel bir söyleşi yaptı. Kaymakam, belediye başkanı, semt halkı, yakınımızdaki caminin imamı ve cemaati de geldi açılışa. Kültürel açıdan oldukça güzel bir etkinlik oldu!” diyor...

“Melek Hanım ise işlerimi çok beğendi ve kendisiyle çalışmaya başladım... Böylece Fuat Bey’i ararken Melek Hanım vasıtasıyla tezhip sanatını profesyonel olarak yapmaya başlamış oldum! O sırada evde bazı hediyelik ürünler yapıyor olsam da ev ve çocukların bakımı ağırlık kazanmıştı hayatımda, başlangıçta böyle bir düşüncem olmasa da bu teklif beni mutlu etti ve yeniden çalışma yaşamına dönmüş oldum. ” diyor Sevgili Neşe Efe

Sonrasında yaşadığı tatsız dönemleri ise şu şekilde ifade ediyor Sevgili Neşe Efe “Göz ile ilgili geçirdiğim bir rahatsızlıktan dolayı eskisi kadar tezhip çalışamadım bir ara, ama artık bu konuda belli bir birikimim olduğu için ders verebilirim diye düşündüm. Zaten uzunca bir süredir Ormana Vakfı’nda küçük bir gruba tezhip dersleri veriyordum. Melek Hanım ve birçok dostum da uzun süredir “Niye ders vermiyorsun?” diyerek beni motive ediyorlardı. Böylece gözümdeki bu rahatsızlık iyi bir şeye de vesile oldu ve Halk Eğitim Merkezi’ne başvurdum. Hep inanmışımdır bir kapı kapanınca bir kapı açılır! Bir anlamda Topkapı Sarayı’nın kapısının kapandığı gün bir iş kapısı açıldı. O iş kapısının kapanma ihtimaline karşı başka bir boyut açıldı... Sağlık sorunu yaşadığım dönem, birçok tuhaf rastlantısal olayla hayatı algılama biçimimin değiştiği bir dönemdi benim için... Fiziksel olarak yıpratıcı ama geliştirici bir dönemin ardından Kâğıthane Halk Eğitim Merkezi’nde tezhip öğretmenliğine başladım. Göz rahatsızlığım üç dört ay sonra giderek hafifledi ve düzeldi... Bu kötü evrenin sonucunda önemli hayat dersleri alarak mesleki açıdan yeni bir aşama kaydettim.” diyerek ekliyor:

“Öğretmenliği başladığım bu dönemlerde daha iyi bir eğitimci olmak için kendimi nasıl geliştirmeliyim diye düşünüp, araştırırken sevgili ablam Dilek “Niye üniversite sınavlarına girmiyorsun?” dediği an bana üniversitenin kapılarını ardına kadar açtı ve eğitimim süresince hep destek oldu.” diyor Sevgili Neşe Efe ve 2011 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi “Taşınabilir Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım” anabilim dalından 2014 yılında onur derecesiyle, restoratör- konservatör ünvanı alarak mezun oluyor! Mimar Sinan Üniversitesi, Geleneksel Türk Sanatları Tezhip Ana Sanat dalında yüksek lisans öğrenimine ise halen devam ediyor!

Sanatla bezenen yaşamlar hep ama hep daha güzel değil midir zaten? Sevgili Neşe Efe yaşamına neler sığdırmamış ki... Gerçekten azim, istek ve başarı odaklı olmak böyle bir şey! Lise çağında okulu terk edecek kadar tatsız bir hocaya denk gelmesi... İş hayatının yanı sıra sanat hayatına atılarak birçok başarıya imza atması, evlilik ve iki çocuk ile lisans devamında ise yüksek lisans eğitimleri... Hem ailevi, hem akademik, hem de sanatsal başarılarla dolu bir hayat hikâyesine imza atabilmek inanılmaz gerçekten! Sevgili Neşe Efe’nin etkileyici hayatını, sıra dışı kariyerini keyif içerisinde saatlerce konuşurken kendimi zaman tüneline girmiş ve başka bir boyuta geçmiş gibi hissediyor, yıllar geçse de zarafetin hep baki kaldığına tekrar tekrar şahit oluyordum!

Hem sanatçı, hem sanatseverler, hem de hayatına renkleri davet etmek isteyenler, kısaca bütün toplum için sanat bir gereksinim, bir kültürel zenginliktir! Sanatçılarımız, yazarlarımız ise ışıklarıyla sadece kendilerini, yakın çevresini aydınlatan kişiler olmayıp tüm toplumu aydınlatma çabasıyla devamlı üreten kişilerdir.

2011 yılında Kültür Bakanlığı Halk Kültürü Bilgi ve Belge Merkezi’ne tezhip sanatkârı olarak kayıt olan Sevgili Neşe Efe’de “Öğretmek, topluma bir şey katmak güzel! Kültür ve sanat tarihimizde önemli bir yeri olan Kâğıthane’de sanat faaliyetlerinin gelişmesi, yaşadığım semtin insanına faydalı olabilmek için ilk olarak Kâğıthane Halk Eğitim Merkezi’ne başvuruda bulundum ve 2009 yılından beri tezhip dersleri vermeye devam ediyorum. Gençlerimizin bu kadim sanatımızı tanıması ve kültürel zenginliğimizin bilincine vararak geleneği yaşatılabilmeleri gerçekten anlamlıdır... Hayatın giderek hız kazandığı günümüz yaşam biçimine rağmen zaman güzel olanı koruyacak ve tezhip sanatımız geleneğinden aldığı güç sayesinde gelişerek varlığını sürdürecektir. Buna katkı sağlayabiliyorsam ne mutlu bana!” diyor.

Uzun süredir sanat ve tasarım alanında dersler veren Sevgili Neşe Efe kendi kimliğini daha çok sanat ile tanımlamış, öğretmen olmak için formel bir eğitim almadığından “Öğretmenim” demekte biraz tereddüt etmiş. Eğitimci olarak hissettiği eksikliği ise öğrencilik deneyimlerinde karşısına çıkan doğru ve yanlış öğretmen uygulamalarını hatırlayarak, empati kurarak gidermeye çalışmış.
“Uğraştığımız işler ve dokunduğumuz insanlar benliğimizi yavaşça değiştirerek şekillendiriyor” diyen Neşe Efe’ye toplumdan "Öğretmen misiniz?" soruları geldikçe “Demek ki başkaları artık beni bir “Öğretmen” olarak algılıyordu.” diye düşünmüş.
“Bu algı beni onurlandırmakla birlikte üzerime daha fazla sorumluluk yüklüyor, daha çok öğrenmek ve daha iyi öğretmekle yükümlü kılıyordu. Artık yeni kabuğumu doldurmak için daha fazla çabalamalıydım…” diyor Neşe Efe ve ekliyor “Zamanla ‘’Öğretmen misiniz?’’ sorusu artarak gelmeye devam etti. Ben ise giderek artan bir güvenle onlara ‘’Evet’’ dedim diyor!

2004 yılında Orhan Dağlı’dan minyatür dersleri alan Sevgili Neşe Efe’nin sınırlı sayıda minyatür çalışmaları da var... “Hocalarım ve sanatseverler özellikle çiçek minyatürlerimi seviyorlar.” dediği an “Evet paylaşımlarınızda gördüm: İncecik fırça darbeleri, yumuşak geçişler... Çok etkileyici!” diyorum. “Haklısınız ince ince fırça darbeleriyle oluşturuluyor, tarama adı veriliyor bu tekniğe... Bu da çok güzel bir boyut veriyor, yumuşak geçişler sağlıyor. İncelikli detaylarla doğa gözlemciliğini birleştirmek, yumuşakça, gözü tırmalamayacak şekilde yedirebilmek için hassasiyet ve tekniğe hakim olmak gerekir.” diyor Sevgili Neşe Hanım...

Heyecanla hemen ekliyorum “Ahşap boyamalarınızda inanılmaz... Paylaşımlarınızda yer alan kutuların üzeri nakışla işlenmiş gibi incecik boyamalar...” dediğim an “Evet, özel sipariş üzerine ahşap kutular ve yaylara boyamalar yapıyorum bazen...” diyor Sevgili Neşe Hanım ve özel sipariş yayların, kutuların fotoğraflarını incelerken yine bir dönem filmi içerisinde buluyorum kendimi!

Sanat zevki ve anlayışının belirli bir kültür, birikim üzerine inşa edildiğini düşünürsek: Sevgili Neşe Efe’nin sanat aşkı, sevgisi, sebat etmesi ve sistemli çalışmasıyla bu incelikli sanatlarımızı öğrenip, birbirinden değerli kültürel zenginliklerimizi gün yüzüne çıkarmak için nasıl yol kat ettiğini görmemek imkansız!

Sevgili Neşe Efe yurt içi ve yurt dışında çeşitli karma sergilere katılmaya devam ediyor... Zamanda yolculuklar yapabileceğimiz daha nice sergilerinde görüşmek üzere...

Yazardan Not1: (*) Sevgili Neşe Efe’nin üzerinde çalıştığı renkli haritanın fotoğrafı yazımın ilk fotoğrafıdır.
Yazardan Not2: (**) Serlevha: Yazma eserlerde metnin başladığı ilk sayfa. Mushaflarda Fatiha ve Bakara surelerini olduğu çift sayfa. Günümüzde levha olarak duvara asılabilecek şekilde birbirine yakın olarak mukavvaya yapıştırılıyor ve birlikte tezhipleniyor.
Yazardan Not3: Kaynak olarak Sevgili Neşe Efe’nin makalelerinden faydalanılmıştır.

Yorumlar