Yasemin`le İstanbul...

Şubat-2017

Yüzyıllar boyunca pek çok gezginin, ressamın ilgisini çeken! XIX. yüzyıl Avrupalı ressamların yansıttıklarıyla dünyanın en güzel kentleri arasında sayılan! Roma, Bizans ve Osmanlı’ya başkentlik yapan! 8000 yıllık tarihe sahip eşsiz bir coğrafya, önemli bir medeniyet şehri İstanbul! İki kıta üzerine kurulu, içinden deniz geçen tek şehir olarak, pitoresk kavramını dünyada en çok hak eden şehirlerin başında geliyor! Bizler, yüzyıllar öncesinin mimarisini, manzaralarını resmedilmeye değer cezbedici ve gizemli güzellikler olarak tanımlayan pitoresk bir tarihin içinde, tam kalbinde yaşıyoruz! Geçmişi üç imparatorluk barındıran ve bu üç imparatorluğun birbirinden güzel eserlerle donattığı İstanbul, Bizans’ın muhteşem alt yapısı üzerine Mimar Sinan’ın olağan üstü dokunuşları, birde Allah vergisi coğrafyasıyla eşsiz, benzersiz bir kent olup çıkmış!

İşte bu muhteşem tarihi dokusuyla İstanbul’un bitmek bilmeyen enerjisini, koşuşturmasını çok seviyorum! Hem hüzünlü, hem mutlu, hem ciddi, hem komik bir şehir burası! Aradığım her duyguyu barındıran İstanbul, ilginç sahneleriyle her gün yenilenen bir tiyatro dekoruna benziyor adeta! Yüzyıllar boyu medeniyetlerin göz bebeği olan, üzerine büyük sanat eserleri icara edilen... Mitolojiden itibaren masalları, hikayeleri, efsaneleri, şarkıları eksik olmayan dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan İstanbul benim en büyük ilham kaynağım! İnsanı her zaman şaşırtan ve hep keşfedilecek bir tarafı olan İstanbul’un sesini, ruhunu, dokusunu, insanlarını, sokaklarını, sokak hayvanlarını, tümüyle görerek onu duymaya, hissetmeye, yazmaya devam etmek bildiğiniz gibi beni zinde ve yaratıcı tutuyor! Ruhuma, aklıma dinamizm katıyor! Okuyucularımın da bu tadı, ruhu yazılarımda bulabilmeleri beni inanılmaz mutlu ediyor.

Tarihi dokusunu kaybetmemiş, mistik ve otantik binlerce yapıya sahip İstanbul! Sevginin ve kadim bilgilerin paylaşıldığı, geçmiş ve geleceğin buluştuğu böylesi özel mekânlar beni gerçek anlamda büyülüyor, mutlu ediyor. Yaşamın, gündemin kargaşasından uzaklaştırıyor. Kendimi zaman tüneline girmiş ve başka bir boyuta geçmiş gibi hissediyorum! Tarih bezeli sokaklarının sakin, dingin haline bayılıyorum. Hele hele sabahın erken saatlerinde zamanda yolculuklar yapmak vazgeçilmezlerimdendir! Sokaklar kalabalıklaşmaya başladığında ise zamanda yolculuklarımı yarıda kesip, bir sanat atölyesinde veya sahnesi eski İstanbul olan masalsı yazılarımı yazabileceğim, keyifle kahvemi yudumlayacağım sakin bir kafede bulurum kendimi.

Gizemli bir kentin derinliklerine açılan her pencereyi istisnasız keşfetmeye bayılıyorum! Şehirde her şey katman katman! İstanbul gibi dipsiz bir kültür kuyusunun başında durarak, İstanbul’u masal tadında anlatmasını çok seviyorum. Belki düzenli bir şehir değil ama İstanbul’un bu çok renkliliğini klasik düzene tercih ediyorum! Ne zaman tarihten bir pencerede soluklanmak istesem bir çırpıda İstanbul’un en eski semtlerinde bulurum kendimi ve tüm koşturmaların kaybolduğu büyüleyici şehir tablosuna bakmalara doyamam! Ruhumun ritme girdiğini, tazelik kazandığını hisseder, hayatın zorluklarına karşı zırhımı kuvvetlendirerek dönerim! İstanbul’un kendine özgü, insanı içine çeken ve bir daha bırakmayan ruhu, dokusu bir şeyler üretmek isteyen herkes için bulunmaz bir nimet!

Hepimizin bir ilişkisi var İstanbul’la! Bazen sevgili, bazen yanı başımızdaki bir dost! Bir yanıyla çok iyi tanıyormuşsunuz hissi veren ama hep bir sürprizle gelen, her zaman kendine hayran bırakan, romanlara, şiirlere konu olan büyülü şehir!

Gezgin olmak ruh meselesi! İş yoğunluğumuz, sorumluluklarımız göz önüne alındığında sadece kendi kentimizde dahi gezgin olmak mümkün! Öyle sokaklara girer çıkarız ki sanki tarih de yolculuklar yaparız! Şehrimizin birbirinden değerli mücevherlerini bulup keşfedebilmek bile aylarımızı yıllarımızı alır. Bu coğrafyada yaşamanın muazzam bir keyfi ve derinliği var. İstanbul’da hikayeler adeta gözünün önünden akar ve seni bulur! Mimarisiyle, tarihi dokusuyla ruhumuzu okşayan mücevher niteliğindeki yapıların hikayeleri ise birbirinden değerli ve ilginçtir! Semtlerin, sokakların, tarihi binaların, sanat atölyelerinin, zamana direnen ustaların, genç yeteneklerin anılarını, hikayelerini dinlemeye ve yaşamaya bayılıyorum. Bana kalan ise bu anıları, hikayeleri yazılarımla, öykülerimle yeniden kurgulayıp, yeni anılar, hikayeler oluşturmak!

İstanbul’u mavisini, yeşilini, yaşanmışlıklarını, tarihi eserlerini, her mevsimin renkliliğiyle değişen hallerini gözlemleyip onu aktarmaya, sevdirmeye çalışırken ilgi alanlarımın beslenerek zincirin halkalarını tamamlaması ise apayrı bir keyiftir benim için! Hep belirttiğim gibi tarihi yapılarda inanılmaz huzur bulurum! Sanki az önce keşmekeş bir trafikten çıkmamışım gibi ruhumun, kalemimin beslenerek yaratıcılığımın en üst seviyelere çıktığını hisseder, daha eve dönüş yolunda iken neler yazacağımı planlarım! Farklı yaşam tarzları, tarihi binalar, manevi değerler, yaşanmışlıklar ve muhteşem manzaralar eşliğinde İstanbul’un tam göbeğinde olup, İstanbul’dan bir o kadar uzaklaşmak elimizde! Tüm bunları ele alınca okuyucularımın benim yazılarımda ki İstanbul’u sevmelerinin nedeni ise karmaşanın içerisindeki düzeni görebiliyor olmaları sanırım!

İnsanın ufkunun açılması, aydınlık yarınları görebilmesi için okumak, gezmek, görmek çok önemli! İstanbul’la ilgili bir şeyler üretmek bir yana bedenini, ruhunu beslemek isteyenler İstanbul’un sokaklarında sadece yürüsün… İlham İstanbul’un içinde!

İstanbul deyince mimari, tarih, boğaz, martılar, dinamizim, kaotik, zıtlık, eğlence, renk, lezzet, tutku, aşk, büyü, değişkenlik, sentez, macera, etnik, hızlı, heyecan, rüya, etkileyici, çarpıcı, çok çeşitli, çok kültürlü, büyüleyici diye tüm kelimeleri kontrolsüzce ve heyecanla kullanmak isterim! Bu ruh halinde iken kelimelerle, renklerle dans ederim adeta!

Hayat bizim kontrolümüzde ve gerçekten ne istediğimizle çok alakalı! Şartlarımız zorlasada bence hayatımızı renklendirmek, imkanlarımızı genişletmek lazım. Bu açıdan bakınca yanı başımızdaki ilham perisi İstanbul’u ve rengarenk İstanbul portrelerini kesinlikle ıskalamamalıyız! Ruhumu besleyen, aydınlatan bu eşsiz şehri fotoğraflandırıp, hikayelerini yazmak, yaptığım çalışmaları kalıcı hale getirerek sizlerle paylaşabilmek büyük bir mutluluk! Bu çalışmalar gerçek anlamda çok keyifli ve besleyici! Ben keyif aldıkça canım yeğenlerim, sevdiklerim, dostlarım, arkadaşlarım bu güzelliklerin farkına vararak yaşasınlar istedim. Özellikle çocuklar! İstanbul’da yaşayan tüm çocuklar bu kadar şanslı iken ellerinden kayıp giden, her geçen gün biraz daha bozulan tarihi dokunun güzelliklerini görsünler istedim! Binlerce yıllık kültür mozağinin üzerinde oturuyoruz! Bu kadar köklü bir geçmişe sahip şehirde yaşamak oldukça heyecan verici! Belki çoğumuz farkında bile değiliz ama İstanbul’da gezerken bunun izlerini görmek mümkün! Bu farkındalığı yaşayabilmek ise gerçek anlamda insanı zenginleştiren bir olgu!

Tarihi eserler bizlere döneminin dokusu, kültürü hakkında ipuçları verir. Geçmişten geleceğe armağan niteliğindedirler. Tarihi eserlerle yüzyıllar öncesine kadar gidip yaşamları, dinleri, giyim şekillerini, şehirleşme özelliklerini görebiliyoruz. Bu yüzden de tarihi eserlerin ortaya çıkması, korunması gelecek nesillerimiz için büyük önem taşıyor. Çok şey istemiyorum! İstanbul’un muhteşem tarihi dokusunu koruyalım ve bunca güzelliklerin farkına vararak yaşayalım istiyorum! Şehir kirinden pasından ve üstüne yapışmış beton parçalarından biraz kurtulsun istiyorum!

5-10 yıl sonra bu eşsiz tarihi mekanların büyük kısmını harap olmuş bir şekilde göreceğiz. Bir kısmını ise belki de hiç göremeyeceğiz! Çocuklarımız bu anlamda çok şansız olacaklar! Bu güzelliklere, Tarihi Yarımada’ya bu kadar yakınken ellerinden kayıp gidecek… 5-10 yıl sonrasını bırakın adım adım İstanbul’u gezerken dahi gördüğümüz, fotoğraflandırdığımız tarihi eseri bir sonrakinde tam parçalarıyla görmek maalesef mümkün olamıyor. Özellikle açık alanlardaki tarihi eserlerde! İstanbul’u yeniden keşfetmek ve en azından korunabilen tarihi eserlerimizi bu haliyle çocuklarımıza gösterebilmek çok önemli!

Sizlere şiddetle tavsiye ederim ki; Özellikle çocuklarımızı bu güzelliklerden mahrum bırakmayalım! Çocuklar için tam günlük turlar ağır ve sıkıcı olabilir. Bu nedenle gezip gördüğüm mekanlardan çocukların görmeleri gerekenleri planlayıp, araya tarihi dokusu olan şıklıkları da dahil ederek çocukların ilgisini çekebiliyorum. Tabi bu çalışmalarım şimdilik yeğenlerim ve arkadaş çevresiyle sınırlı. Ama çocuklarla zaman geçirmeyi çok seviyorum hele hele verimliliği yüksek, farkındalık yaratan zaman dilimlerine bayılıyorum! Bende çocukların, gençlerin bu güzel enerjisinden, ışığından faydalanıyorum tabi :P

Aile büyüklerimiz için ise ihtişamlı tarihi camilere gidebiliriz! Ali Kılıç Paşa Külliyesi… Nusretiye Camii… Cihangir Camii… Sokullu Mehmet Paşa Cami… Tüm gezilerimden bağımsız olarak bu camilerde ibadetimi yapıp çıktığım çok olmuştur! İnanılmaz manevi huzur kaynağı benim için! Farklı dinler, farklı dini mekanlar ise diğer bir boyut ve mutlaka gezilip görülmeli… Bu kadar yakınımızda olan bu eşsiz eserleri gerek aile büyüklerimizle, gerekse çocuklarımızla mutlaka ziyaret etmeli, havasını solumalı ve yaşamalıyız!

İstanbul’u tarihi dokusuna dikkat ederek adım adım gezerken Pera, Tophane, Galata, Çukurcuma, Cihangir, Balat, Sultanahmet, Samatya, Süleymaniye gibi en eski semtler, tarihi ve mistik dokusuyla beni inanılmaz büyüledi! Gezilerim sırasında, bu büyüleyici dünyayı yıllarca nasıl göremedik, niye daha iyi koruyamadık diye günlerce araştırma yapıp, sanat tarihçileriyle konuşmuştum! Aldığım cevaplar hep aynıydı ve maalesef durum ortada! Bu büyüleyici dünya içerisinde keşiflerimi tekrar tekrar yaparken, yıllardır acı çekmiş ve çekmeye devam edermiş gibi karışımızda duran onlarca ihtişamlı tarihi yapı öylesi yorgun, öylesi harap ki gerçekten canım yanıyor!

Tarihi Yarımada ve Pera Bölgesi ise benim vakit geçirmekten en çok keyif aldığım yerler. Bu bölgelerde İstanbul’un tüm coşkusunu, enerjisini, kültürünü, geçmişini hissetmek mümkün! Bu yüzden benim için şehrin en ihtişamlı bölgesi, eskiden olduğu gibi Pera ve Tarihi Yarımada! Boğaz semtlerini de ayrı bir severim... Boğaz manzarasında, ışığın türlü oyunlarıyla yansıttığı tüm renklerin ahenkle dans edişine şahit olurken, çayını yudumlamak, gelip geçen gemi trafiğini izlemek, martı çığlıklarını duymak şehri ayrıcalıklı ve yaşanılır kılan şeyler!

Tarihi, yaşanmışlıkları, çeşitliliği, ev sahibi olduğu kültürlerin ruhu… İnsanın büyülenmemesi mümkün değil! Hele ki İstanbul’un en eski semtlerinde kaybolmak istediğimiz anlarda yürümeye başlayıp, ara sokaklarda keşifler yapmanın muazzam bir keyfi ve derinliği var! Galata’nın sokaklarında kaybolmak ve her seferinde kendini Galata Kulesi’nin dibinde bulmak! Çukurcuma’da dolaşırken birkaç adımda Cihangir sokaklarında olmak! Yan yana dizilmiş evleri, dar sokakları, esnafıyla mahalle kültürünün yaşadığı Samatya’da dolanmak... Sabahın dingin saatlerinde Karaköy Köprüsü’nü geçerek Haliç Kıyısına kadar yürümek ve tazelenmek!

Ve tabi ki boğaz semtleri! Mahalle kültürü olan semtler beni ayrıca büyülerken, ağaçları, yalıları, duruşları, tavırları ve asaletleri boğaz semtlerine kişiliğini veriyor. İnsanın içindeki aşkı kabartan bu semtler yeşilini, denizini, tarihini, samimiyetini koruyor... Dinamik ve heyecan vericiler... Hem eğlenceli hem sakinler... Arnavutköy, Bebek, Beşiktaş, Kuzguncuk gibi mahalle kültürü ağır basan semtler yaşayanlarıyla, esnafıyla ve kültürel dokusuyla şehrimizin en özel adreslerinden! Ufak ve karakteristik kafelerinde kahvaltı, kahve, gazete keyfi yaparken devamında yazılarımı yazabilmek paha biçilemez. Yalılar arasından denize inen sahil kasabasını andıran sokaklarını adımlamak... Bebek- Ortaköy hattında yokuş yukarı yürüyüp koruların arasına dalmak gibisi yok! İstanbul’a bir o kadar yakın ama bir o kadarda uzak bu semtlerin nostaljisini koruyan her sokağı yaşanmışlıklarla dolu ve ayrı bir büyüsü var!

Hem ruhuyla hem de tarihiyle hangisini daha çok sevdiğime karar veremediğim, tekrar tekrar keşfetmekten müthiş zevk aldığım yüzlerce semt!(*)

İstanbul’un tadını bunca yoğunluğum arasında az çok çıkarmayı başarabilsem, ruhumu beslesem de sanırım şehrin asıl tadını denizi, gökyüzünü özgürce yaşayan martılar… Denizin kenarında balık tutanlar… Hala sokakta oynayabilen çocuklar… Sık sık vapura kullanabilen, boğazın eşsiz manzarasını seyrederek çayını yudumlayabilenler… Zamanını doğru değerlendirerek İstanbul’un kargaşasını keyfe döndürmeyi başarabilenler… Ve tabi ki yabancı turistler çıkarabiliyor!

İstanbul’un binlerce yıllık geçmişini göz önüne aldığımda bunun tahrip olduğunu görmek ise elbette canımı yakıyor! Şehir sürekli değişiyor, gelişiyor, genişliyor. Ancak şehrin geçmişini yok sayan plansız gelişimi son derece üzücü! Bu nedenle İstanbul’un büyülü atmosferini bozan, siluetinin devamlı değişmesine neden olan çarpık kentleşme ürünü binalarını… Kontrolsüzce konan, karmaşık, rengarenk ve basit duran reklam panolarını… Mimari olarak İstanbul’un tarihi yapısına hiç yakışmayan, şehrin merkezine, boğaza yakın gökdelenlerini, alışveriş merkezlerini… Ormanlık alanlara yapılmış malikanelerini, sitelerini… Elimde olsa bunların tümünü İstanbul’un siluetinden silerdim! Her yer eskisi gibi yeşil olsun, her semtte mutlaka bir park olsun… Bisiklet yolları olsun... Kocaman ve İstanbul’a özel göletlerin olduğu, çocuklarla piknik yapabileceğimiz, içinde bisiklete binebileceğimiz parklar olmasını isterdim! Tabi ki şehir yenilenecek ama İstanbul’un tarihine yakışan, kişilikli binalarla silueti bozulmadan yenilenecek! İstanbul’u dinlemeye devam edelim... Yitirmek üzere olduğu güzelliklere sahip çıkmak için çaba harcayalım ama asla tüketmeyelim!

İstanbul’un tüm keşmekeşi, kalabalığı, devamlı değişen silueti, bozulan, kaybolan değerleri göz önüne alındığında aynı zamanda oldukça da zor bir şehir! Zor ama çekici! İstanbul’un zorunu da seviyorum! Yirmi dört saat yaşayan gizemli ve masalsı bir şehir olmasının yanı sıra iki kıta arasında yaşamak duygusu İstanbul’u benim için vazgeçilmez kılıyor. Şehir çoğu zaman yorucu olsa da benim için büyük bir motivasyon kaynağı! Ve tarihi zenginliğiyle, büyüsüyle birçok hikayeye gebe…

İstanbul aynı zamanda aşk, biraz da yanlızlık... Seviyorum İstanbul’u yalnız yaşamayı! Yoğun iş ve aile tempom arasında tarih bezeli sokaklarda özgürce nefes alarak İstanbul’da kendi sakin hayatımı yarattım. Gözümü dört açıp, kulağımı kabartıp, kendimi İstanbul’un gizemli kollarına, doğal güzelliklerinin akışına bırakıyorum... Yalnız İstanbul’da tarihin izlerini taşıyan, yaşanmışlıklarla dolu, sanat-kültür kokan sokaklar kalsın isterdim! Soğukçeşme bu anlamda örnek gösterebildiğim tek sokaktır! Saltanatlı günlerinin hatıralarını kısmen de olsa koruyor, korumaya çalışıyor Soğukçeşme! Ama ne acıdır ki gösterecek başka bir örnek sokak bulamıyorum! İlim, irfan, kültür dünyamızı besleyecek daha nice sokakları koruyabilmeliydik aslında! Örneğin Osmanlı döneminde devlet yönetiminin merkezi olmuş! Bir buçuk asra yaklaşan mazisiyle Türk düşünce ve yayın hayatının odağı olan Bab-ı Âli! Sokağı geçelim tek bir kalıntı dahi kalmamış! Her şey koparılıp atılmış adeta! Sadece tarihi bir bina değil bu ruhu yansıtan sokaklar kalmalıydı! Değerlerimizi bu kadar hunharca harcamamalıydık!

En azından bir sokak korunabilseymiş! Kültür sokağımız olabilseymiş! Yazarların, çizerlerin zaman geçirdiği tarihi, kültür değeri yüksek olan bir sokak Bab-ı Âli’de kalabilseymiş; Günümüz yazarlarının da bolca vakit geçirebileceği, okurlarıyla daha samimi, daha candan, daha hissederek yapılan söyleşiler, görüşmeler olurdu eminim! Gerek iş, gerekse yaşamlarımızdaki yoğunluklardan kaçmak, ruhumuzu tam anlamıyla beslemek, dinlendirmek için nasıl güzel bir kaçamak olurmuş! Eminim ki ruhumuzu besleyen, bizi tüm bu kargaşalardan uzaklaştıran, bilgeliğiyle büyüleyen bir sokak olurdu!

Büyük Postane’nin bulunduğu sokak ise beni bir başka etkiler! Ama günün erken saatinde, hatta dükkanlar, mağazalar açılmamışken! Bu dinginlik ve Büyük Postane’nin ihtişamı beni tüm kargaşalardan alıp götürür adeta! Sirkeci’nin kargaşası içerisindesin ama bir o kadar da uzak! Hatta kendimi yurtdışında gibi hissettiğim nadir sokaklardan… Ne kadar acı bir cümle kurdum değil mi? Oysaki bizim tarihi değerlerimiz, binalarımız eşsiz… Ama çarpık kentleşme, sağdan soldan çıkan tabelalar, reklam panoları, teller, direkler… Muhteşem tarihi binalarımızın ihtişamını maalesef yok ediyor! Sadece bir binaya odaklandığımızda onun eşsizliğini görebiliyoruz… Bütünde bunu görmek, fark etmek çok zor! Ve mağazalar açılıp, hareketlilik başladığı anda Büyük Postane’nin de, sokağın da büyüsü gidiyor! Hele birde yollara atılan kahve masaları, farklı yönlerden gelen müzik sesleri büyüden eser bırakmıyor!

Sanatın, kültürün, edebiyatın olduğu yerde umut vardır diyerek Ülkemizin bu karışık ve acı gündemleri arasında nefes almamı sağlayan İstanbul tutkusu size de ilham verecektir! Sizlerde İstanbul’u keşfetmek istiyorsanız bütün ara sokaklarına girerek başlayın...

Sevgili Doğan Hızlan’ın dediği gibi ‘Orhan Kemal iyi bir gözlemciydi ve şimdilerde pek çoğumuzun görmediği İstanbul semtlerini gezip, aldığı küçük notları birleştirerek karakterler, roman ve öyküler oluştururdu.’ Belli mi olur? Belki, ben de üstadlarımızdan aldığım ilham ile ruhumu besleyen, enerji veren, hayatın zorluklarına karşı zırhımı kuvvetlendiren olmazsa olmaz İstanbul keşiflerim sonrası sokakların, semtlerin anılarını, hikayelerini öykülerimle yeniden yaratıp, yeni anılar hikayeler oluşturarak kitap hazırlıklarımı hızlandırıyor olurum...

Yazardan Not1: İstanbul fotoğrafları Ressam Bülent Kılıç`a ait yağlı boya tablolarıdır. Tablo fotoğrafları ise Galata Sanat`a aittir. http://www.galataart.com/

Yazardan Not2: Başta yaşadığımız il, devamında gezip gördüğümüz diğer illerimiz ile ilgili farkındalık yaratan sorular mutlaka günümüzün bir parçası olmalı diye düşünürüm! İstanbul özelinden gidecek olursak farkındalıkları arttıran şu soruları birbirimize sormaya devam edelim; İstanbul denince aklınıza ne gelir? İstanbul’u hiç görmemiş birine şehri nasıl anlatırsınız? En sevdiğiniz semt neresidir, neler hissettirir size? Şehri keşfetmeyi sever misiniz? İstanbul’un en eski semtlerinden gitmediğiniz var mı? İstanbul’un büyülü atmosferini bozan, siluetinin devamlı değişmesine neden olan çirkinliklerden silmek istedikleriniz? İstanbul’dan uzaklaşmadan uzaklaşacağınızı hissettiren kafanızı dinleyeceğiniz sığınaklarınız? Şehrin geçmişini yok sayan plansız gelişim sonuçları ortada tarihimizi koruyabilmek ve yasatabilmek için neler yapabiliriz? Şehrinizin isminin hikayesi nedir?

Yazardan Not3: (*) Hem ruhuyla hem de tarihiyle hangisini daha çok sevdiğime karar veremediğim, tekrar tekrar keşfetmekten müthiş zevk aldığım İstanbul’un en eski semtlerini ayrı ayrı yazmaya devam edeceğim...

Yorumlar