Aya İrini`nin Büyüsü

Ekim-2014

1 Ekim Perşembe akşamı Aya İrini tamamıyla dolu! Açık söylemek gerekirse bu kadar dolu salona gireceğimizi, yerimize gidebilmek için onlarca insanın arasından geçeceğimizi hiç düşünmemiştim. Aya İrini’nin antik atmosferinin yanı sıra, İDSO’nun açılış konserinin bu kadar ilgi görmüş olması beni adeta büyülemişti. Yeni sezona muhteşem bir başlangıç yapılacağının sinyallerini almış olmaktan çok mutluyduk. Oldukça zor koşullarda biletleri almış ve yine oldukça zor bir şekilde konsere yetişmiş olmamıza karşın iyi ki tüm şartları zorlamışız! Aya İrini’nin antik atmosferi, salonun hınca hınç dolu olmasının yanında, dikkatimi çeken çok özel kareler vardı: Dinleyiciler arasında oldukça yaşlı diyebileceğim, hepsi birbirinden zarif birkaç bayan gördüm. Hatta bazılarının ancak yardımla yürüyebildiğine şahit oldum. 7’den 77’ye her yaş grubundan ilginin olması, beni mutlu etmenin yanında oldukça duygulandırdı.
Özlem duyduğumuz, çok özel karelerdi bunlar! Ben yaşlı bayanları, çocukları, oturanları, ayakta konseri dinleyecek olanları, Aya İrini’nin muhteşem tarihi dokusunu, her köşesini incelerken orkestra ve koro yerini almaya başladı. Sahneye çıkıp yerlerini almaları bir bütünlüğün, zarafetin göstergesiydi adeta!

Orkestra ve koronun yerini almasıyla kısa bir sunuş konuşması yapmak üzere, İDSO yönetim kurulu üyesi Sn. Gülsen Negiz sahnede yerini aldı. İDSO’nun bu açılış konseri sonrası Aya İrini’de iki programlarının daha olacağını, devamında nerede sahne alacaklarını kendilerinin de bilemediğini belirtti. ‘“Salonumuz yok ama siz varsınız, dostlarımız var” diyerek bizleri de duygu selinde boğdu. Gülsen Hanım aynı zamanda, ana sponsorları Denizbank’ın Genel Müdürü Sn. Hakan Ateş’e on yıldır yanlarında oldukları için bir teşekkür plaketi takdim etti. Hakan Bey ise plaketini alırken yaptığı kısacık konuşmasında yüreğimize dokundu resmen. Belki aynı sektörde olmamızın haklı gururuyla ben daha fazla duygulandım bilemiyorum! Bankalarımızın sanatın-sanatçının yanında olması, biz çalışanları için dahi ayrı bir motivasyon kaynağı! Böylesi duyarlı kurumlarda çalıştığımız için kendimizi şanslı sayıyorum.
DenizBank, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın kurumsal sponsorluğunu on yıldır sürdürüyormuş. Devamlılık arz eden bu sponsorluk, zor durumda olan İDSO için gerçekten çok anlamlı! Hakan Bey, kültür ve sanata destek verme misyonları çerçevesinde, 2004 yılında başladıkları İDSO kurumsal sponsorluğuna bu yılda devam ettiklerini dile getirdi. Denizbank olarak yola çıktıkları ilk gün itibariyle sloganlarının “Sanata Evet” olduğunu ifade etti. Kurumsal firmalarımızın, bankalarımızın topluma değer yaratan projelerde bulunmaları, gerek sanatçılar, gerekse bu projelere dahil olan bizleri çok mutlu etmektedir. Devamlılık göstermesi ise tüm sanatçıların, tüm sanatseverlerin dayanağıdır.Böylesi sponsorlar sayesinde birçok sanat kurumunun ayakta kalacağına, sanata duyulan ilginin her geçen gün artacağına canı gönülden inanıyorum.

Gülsen Hanım’ın sunuş konuşmasında kısaca değindiği diğer bir konu var ki resmen kanayan yaramız! İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın salonu yok! Evet yanlış duymadınız, İDSO’nun programını sunabileceği bir salonu yok! Gerçekten içimizi acıtan bir durum! Aya İrini’yi hınca hınç dolduran, ayakta dahi dinleyen tüm sanatseverler, müzik severler İDSO’nun konserlerini hınca hınç doldurmaya devam edelim. İDSO’yu yalnız bırakmayalım!
Artık şef Gürer Aykal, Solistler Simge Büyükedes (Soprano), Asude Karayavuz (Mezzo Soprano) Tenor Ünüşan Kuloğlu, Bas Tuncay Kurtoğlu ve İstanbul Senfoni Orkestra Korosu yerlerini aldılar… Aykal bagetini kaldırdı ve İDSO Yunus Emre Oratoryosu’yla muhteşem bir başlangıç yaptı! Yunus Emre Oratoryosu ilk kuşak bestecilerimizden Ahmet Adnan Saygun tarafından bestelenmiş ve Yunus Emre’nin şiirlerine dayanan, Türkiye’nin ilk oratoryosudur. Bu açılış konserinde de İDSO tarafından da muhteşem bir şekilde sunulmuştur. Sanatın hangi dalı olursa olsun, katıldığım her türlü organizasyonda keyif almış ve mutlu ayrılmışımdır. Böylesi özel konserlere her katıldığımda ise ilk kez katılıyor muşcasına bir heyecan kaplar içimi! Müzisyenlerin gülüşleri, mimikleri, göz temasları… Yüzlerindeki anlam ve duygu değişimleri… Sevgi dolu, samimi, sıcacık, candan ve keyifli! Her şey, ama her şey çok içten çok samimi! Ve böylesi ilgili bir topluluğa karşı sanatlarını icra etmek, sanatçılar için de apayrı bir güzellik, enerji kaynağı! Sanatçıların bu eşsiz enerji alış verişiyle sanatlarını tutkuyla icra ettiklerini, ışıl ışıl parlayan gözlerinden anlamak mümkün. Böylesi bir bütünün parçası olmaktan inanılmaz mutluluk duyuyorum. Bu mutluluğumu, enerjimi paylaşmayı da seviyorum.

Konserin sonunda her zaman olduğu gibi müzisyenlerin yüzlerindeki aydınlığı, sevgiyi, neşeyi, sıcaklığı, gururu tekrar tekrar görmek beni gerçekten çok etkiliyor! Şef, solistler, tenor, bas, orkestra, koro tüm zariflikleriyle dinleyicileri selamlayarak dakikalarca ayakta alkışlandılar. Şef Gürel Aykal’ın solistleri alnından öperek tebrik etmesi, çiçeklerin takdimi… Konserin muhteşemliğine yaraşır bir şekilde idi. Her adımı ama her adımı ayrı zariflik, şıklık içerisinde ve büyüleyici!
Bu eşsiz geceden yavaş yavaş ayrılma vakti… Ama kalabalıktan kaçarcasına hızlı adımlarla çıkma taraftarı değilim! Boşalmak üzere olan salona dönüp dönüp bakarak uzaklaşıyorum… Her anı özümseyerek, biriktirmeye devam ettiğim güzel anılarıma ekleyerek ayrılmak istiyorum! Bu sırada yaşlı bir bayanın yanında orta yaşlarda bir bayan ile adım adım gittiğini gördüm. Ne kadar güzel, bu özel geceye aile büyükleriyle gelmişler diye içimden geçirdim. Kalabalık olmadan yavaş yavaş çıkıyorlardı. Gözlerimin dolduğunu itiraf etmeliyim! Aya İrini’den ayrılmak üzere ilerlerken, etraf da birkaç yaşlı bayan daha gördüm. Hatta müzenin girişindeki yol boyunca bir bayan ‘ Aşkın aldı benden beni’ ilahisini söyleyerek ilerliyordu. Nasıl güzel bir an! Hayat dolu! Neşe dolu! Yaşama sevinci, hayata tutunma sevinciyle dopdolu, hepsi birbirinden zarif bayanlar! Bu güzel örnekleri görüp dersler çıkarmamamız mümkün mü? Bu zarif bayanların fotoğraflarını çekmeyi çok istedim ama rahatsız olabilirler düşüncesiyle teklif dahi etmedim. O arada arkadaşımın eşinden öğrendim ki: Bayanlar özel bir grupla gelmiş… İlk başta salona alınıp, oturtulmuşlar.Diğer dinleyiciler sonra salona girmiş. Eğer bu anlara şahit olsaydım gözlerimin dolmasını bırakın resmen ağlardım sanıyorum.
Böylesi muhteşem bir geceye, sosyal amaçlı bu çalışmayı dahil edenleri de ayrıca tebrik ediyorum. Bakım evlerindeki yaşlılarımızın, yetimhanedeki çocuklarımızın kendilerine hitap edecek her türlü sanat etkinliklerinde kontenjanları olmalı! Ve belirli bir plan program içerisinde düzenli olarak katılımları sağlanmalı.

Tüm bu güzelliklerin, şıklıkların yanı sıra açılış konserine katılabilmek için gerçekten ciddi çabalar harcadık! Biletlerin satışa çıkmasını uzun süre takip ettik. Konser programı zamanında açıklandığı halde, programın Bakanlıkça onaylanması uzun bir süre aldı. Konserden iki gün önce programın onaylandığını sosyal medyadan öğrenmemizle hemen biletleri temin etmeye çalıştık. Biletleri alabilmemiz ise gerçekten ayrı bir macera idi! Ama sonunda zoru başardık ve biletleri alarak gönül rahatlığıyla Aya İrini’ye açılış konserine gidebilirdik. Böylesi eşsiz, topluma değer yaratan etkinliklerin prosedürleri, bakanlık seviyesinde dahi öncelikli olmalıdır diye düşünüyorum. Birçok şey son dakikada olmasına karşın, Aya İrini’nin hınca hınç dolu olması içimizdeki umudu yeşertti!
Başta İstanbul Devlet Senfoni Orkestra ve Korosu olmak üzere, sahnede göremediğimiz tüm değerli çalışanlarını bu muhteşem sezon açılış konseri için kutluyor, kendilerine huzurlu, başarılı bir sezon diliyorum. Sanat kurumlarının sadece Devlet ve sponsorlar sayesinde değil, bizler sayesinde de ayakta kalacağını unutmamalı, unutturmamalıyız! İDSO ve diğer birçok sanat kurumları, arkasında bu dinleyicileri, bu seyircileri olduğu sürece güçlenerek yollarına devam edeceklerdir. Hep birlikte yola devam…

Yazardan Not1: İDSO’nun paylaşımlarından alınan bilgidir.
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası,1972`den beri Kültür Bakanlığı bünyesinde İstanbul`da faaliyet gösteren senfonik orkestradır. İstanbul Şehir Orkestrası`nın Kültür Bakanlığı`na bağlanması ile meydana gelmiştir. Cuma akşamları Atatürk Kültür Merkezi`nde (AKM) düzenli konserler verir. AKM`nin tadilatta olması nedeniyle 2008-2009 sezonundan beri haftalık konserlerini farklı mekanlarda gerçekleştirmektedir. Müzik yaşamında önemli bir yeri olan ve besteci Cemal Reşit Rey`in yönetiminde 1945`te kurulanİstanbul Şehir Orkestrası, 1972 yılında Kültür Bakanlığına bağlanarak İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası adını aldı. Kadrosu, Orkestra Şefi Prof. Gothold Ephrahim ve müdür Mükerrem Berk döneminde kısa zamanda tamamlanarak düzenli konserler verilmesi sağlandı. Daha sonraki yıllarda yurtiçi turnelerin yanı sıra İstanbul, Ankara, Bratislavya ve Patras uluslararası festivallerindeki konserler gerçekleştirildi. Orkestra Anatole Fistoulari, Aaron Copland, Mircea Basarab, Ionescu Galati, Tadeusz Strugala, Alexander Schwinck, Vladimir Fedoseev, Erich Bergel, Jean Perrisson, Cemal Reşit Rey, Hikmet Şimşek, Gürer Aykal,Rengim Gökmen, Demirhan Altuğ ve daha birçok ünlü şef yönetiminde; Igor Oistrakh, Andre Navara, Leonid Kogan, Vaclav Hudecek, Tedd Joselson, Heinrich Schiff, Yehudi Menuhin, Luciano Pavorotti, Jean Piere Rampal,Sabine Meyer, Gidon Kremer, James Tocco, Lazar Berman, Natalia Gutman, İdil Biret, Suna Kan, Ayşegül Sarıca, Ayla Erduran, Verda Erman, Leyla Gencer gibi solistler eşlik etti. Güher Pekinel, Süher Pekinel, Gülşen Tatu, Meral Güneyman ve Arın Karamürsel`in solistliğini ve Erol Erdinç`in de daimi şefliğini yaptığı 113 sanatçıdan oluşan İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Türk bestecilerinin eserlerinin bir çoğunu ilk kez seslendirmiş, radyo ve televizyon programları yapmıştır. Türk sanat ve kültürünü yurt dışında tanıtımı için son yıllarda İspanya (1990 - 1993), İtalya, Yugoslavya,Çekoslovakya, Avusturya, Yunanistan ve ABD`nin Memphis kentinde açılan "Muhteşem Süleyman Sergisi" (1992) sırasında iki konser vermiştir. 1993`de Münih`te yapılan "Eropa Musicale" festivalinde Türkiye`yi temsil etmiştir.
Yazardan Not2: İstanbul Senfoni Orkestrası Korosu; İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Müdürlüğü’nün isteği üzerine, müzik öğretmenleri, konservatuarların opera-şan bölümü mezunları ile TRT Gençlik, TRT Çocuk ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Çocuk Korosu’nun koro kültürü ile yetişmiş elemanları tarafından oluşturuldu.
Yazardan Not3: Yunus Emre Oratoryosu, Ahmet Adnan Saygun tarafından bestelenen ve Yunus Emre şiirlerine dayanan Türkiye`nin ilk oratoryosu Saygun`un 1942 yılında tamamladığı oratoryo, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü`nün de desteğiyle ilk kez 1946 yılında sahnelendi. İngilizce, Fransızca, Almanca ve Macarcaya çevrilen oratoryo, 1947`de Paris’te, 1958`de New York’ta Leopold Stokowsky yönetiminde Birleşmiş Milletler’de, sonraki yıllarda Budapeşte, Viyana, Bremen, Berlin, Vatikan ve Moskova’da yorumlandı. 2012 yılında ise 23 Nisan 2012 tarihinde New York, 25 Nisan 2012 tarihinde Washington`da olmak üzere, TÜRKSOY Senfoni Orkestrası ve 100 kişilik Jonathan Griffith Singers ile birlikte 55 yıl sonra ilk defa Yunus Emre Oratoryosu Amerika Birleşik Devletlerinde sanatseverler ile buluştu. Yunus Emre Oratoryosu ilk kuşak bestecilerimizde Ahmet Adnan Saygun tarafından bestelenmiş ve Yunus Emre’nin şiirlerine dayanan Türkiye’nin ilk oratoryosudur.İDSO tarafından da muhteşen bir şekilde sunulmuştur.
Yazardan Not4: 1 Ekim 2014 tarihli konsere ait yazımdır!

Yorumlar