Orhan Kemal

Temmuz-2016

Hayata gülerek direnen, eserlerini emekçiliğiyle yoğurmuş bir isim! Ekmek kavgası veren yoksul kesimin yaşamını yalın ve gerçekçi bir dille yansıtan Türk Edebiyatının güzel insanlarından biri! Halkın içinden gelip sorunlarını bilen, durmaksızın yazan ve günümüzde dahi devam eden bu sorunları dile getirmiş bir halk yazarı Orhan Kemal! ’’Ben insana inanıyorum.’’ diyerek insanların sıkıntılarını irdeleyen ve göz önünde tutan Orhan Kemal’in yaşadığı dönemler ona yokluk ve acı çektirmiş olsa da biriktirdiği bu acı tatlı anılar sayesinde hiç durmadan yazdı... yazdı... yazdı...!
Bazı eserler vardır ki yaşanmadan yazıldığında yapaylığını her sayfasında hissedersiniz ama Orhan Kemal hayatın içinde olduğu ve yaşadıklarını kaleme aldığı için eserlerinde hiçbir şeyin sırıtmadığını görüyorsunuz!

Orhan Kemal deyince hep bir hüzün basar beni! Hele bir fotoğraf karesi vardır ki gözümün önünden hiç gitmez, ayrı bir hüzün verir bana! Hayatına tanıklık etmiş sıra sıra alın çizgileri, uzaklara dalıp giden gözleri ve simidinden ağzına bir parça almış bu fotoğrafıyla yüreğimi ayrı bir acıtır. İnsanı en iyi anlatan bir yazar olarak önce ekmeğini düşünen, kaleminden vazgeçmeden sürekli yazarak çocuklarının geçimini sağlayan, ailesine kol kanat geren bir baba Orhan Kemal! Günlüklerinde geçim sıkıntısının günden güne onu nasıl sıkıştırdığı yer alsa da tüm bu zorlu hayata karşın yine de soylu bir duruş sergileyerek, yaşama sevincine sıkı sıkıya sarılmış bir baba!

Cumhuriyet’in ilk bakanlarından Abdülkadir Kemali Bey’in oğluydu Orhan Kemal! Abdülkadir Kemali Bey sürgüne Halep’e gitmek zorunda kalınca bakan çocukluğu çok kısa sürmüştü.O dönemde adı Raşit olan Orhan Kemal’de babası ile gitmiş sonraki yıllarda tek başına Türkiye’ye dönerek ırgatlık, işçilik, katiplik yapmış ve işçi kızı Nuriye ile evlenmişti. Bu yaşadıkları ilerideki romanlarına, hikayelerine hayat verecek tecrübelerdi ve öyle de oldu! Baba Evi, Avare Yıllar, Cemile, Dünya Evi ve Arkadaş Islıkları kitaplarında otobiyografik olarak kendi hayatını anlatmıştı Orhan Kemal.

Orhan Kemal’in yazarlık serüveni, askerliği döneminde aldığı 1938 – 1943 yıllarını kapsayan 5 yıllık cezası sırasında başlıyor desem! İlk hocası ve esinleyicisi Nazım Hikmet desem! Gelin bu inanılmaz tesadüfü birlikte tekrar hatırlayalım;
Askerde iken bir takım ortamlarda Nazım’ın şiirlerini okuması ve dolabında Nazım Hikmet’in kitabının bulunmasıyla soruşturmaya uğramış Orhan Kemal ve yine ne tesadüf ki Nazım’la Bursa Cezaevinde 3,5 yıl mahkumiyet geçirmişti! Bu döneme kadar şiirle buluşan Orhan Kemal, 1940 yılında Bursa Cezaevi’ne Nazım Hikmet’in gelmesi, şiirlerini beğenmemesi ve arkasından Orhan Kemal’in yazdığı bir metni beğenerek “Sen de iyi bir kumaş var. Sen nesir adamısın hikâye yaz” demesiyle Orhan Kemal’in yaşamını değiştirdiği biliniyor. Orhan Kemal’i Nazım Hikmet okuyor diye mahkum etmiş olsalar da aslında Nazım Hikmet ile buluşturuyor olmaları nasıl inanılmaz bir tesadüf!

Saygın bir hayat içinde doğmuş olmasına karşın işçi bir yazar olarak hayatına devam eden Orhan Kemal’in asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü idi. Birtakım süreçler ve nedenlerden dolayı Orhan Raşit, Raşit Kemali, İlhan Fahri Demir, Hayrullah Güçlü, Orhan Kemal gibi takma adlarla Türk Edebiyatına pek çok eser vermişti usta yazar!
1942 yılında Orhan Raşit, Raşit Kemali imzalarıyla hapishaneden öyküler yazmaya devam ederken Orhan Raşit imzalı öyküsünün dergide Orhan Kemal imzası ile yayınlandığını görmüş ve nedenini sorguladığında ise o dönemde dergi üzerinde bir soruşturma olduğu, dergiye hapishaneden yazı yazılıyor olmasının yeni bir soruşturmaya neden olmaması adına, oradaki editörlerden bir tanesinin Orhan Raşit’in Raşit’ini kaldırarak Kemal’i eklediğini öğrenmiş. Tarih de hep Orhan Kemal olarak anılacak olmasını Işık Bey şu şekilde ifade ediyor ‘‘Babam önce yadırgıyor sonra hoşuna gidiyor ve eşin dostun haberi olsun artık bu adla yazacağım diyerek ilan ediyor. Ve gerçekten de 1942 den ölümüne kadar Orhan Kemal adı ile yazıyor.’’
Orhan Kemal’in oğlu araştırmacı yazar Işık Öğütçü’nün kurduğu Cihangir’deki müzenin hikayesini ise ‘’Ben bir evlat olarak üstadın geleceğe taşınmasında bir adım attım sadece’’ diyerek söze başlayan Işık Bey’den dinleyelim: ‘’Orhan Kemal’in öldüğü gün, yani 2 Haziran 1970’te cenaze Bulgaristan’dan getirilip İstanbul Zincirlikuyu’ya gömüldükten sonra aile ve dostları bir müze açılmasını çok istemişti. Ama imkânlar elvermediği, hiçbir kurum niyetlenmediği için ölümünden tam otuz yıl sonra burayı açabildim. 2000 yılında böyle bir mekana kavuşunca aklıma ilk gelen bir müze oluşumu idi. Orhan Kemal zaten yaşıyordu! Bu müze ise onun yaşadığının bir kanıtıdır. Her kesimden, her yaştan ve her ülkeden ziyaretçi geliyor. Müzemizi edebiyat müzeleri içinde çok önemli buluyorlar. Bu da Türkiye için gurur verici bir duygu! Orhan Kemal genetik olarak benim babam olabilir ama o Türkiye’nin hazinesi! Bu toplumun kültür kurucularından, elçilerinden biri! Hepimizin babası!’’

Gerçekçi Türk Edebiyatının ölümsüz ustası Orhan Kemal’i genç kuşaklara, öğrencilere tanıtan ve Orhan Kemal’i yaşatan müze Cihangir’in en önemli değerlerinden! Müzeye girdiğiniz anda anıların adeta dört bir köşeye yayıldığını göreceksiniz! Tüm hayat hikayesini anlatan fotoğraf çalışması, yapıtlarının ilk baskıları, yabancı dillerde basılmış kitapları, kullandığı daktilosu, kütüphanesi, eşinin elbiseleri diktiği dikiş makinası, oturduğu yatağı, yastığı, kullandığı küçük eşyaları… Ve hapishane köşesi… 5 yıllık mahkumiyet tutanağının yanı sıra 1966 yılında aileye yazdığı mektubun sergilendiği bir bölüm. Meşhur bisiklet konusu işte tamda bu mektup içerisinde geçer! ’’Işık’cımda üzülmesin çıkınca bisikletini mutlaka alacağım.’’ Müzeyi Işık Bey ile gezme şansına sahip olduğumuzdan bu kısmı Işık Bey’in ağzından dinliyoruz: ``O zaman 9 yaşındayım. Babam bisikleti 1969 yılında aldı. Sözünü ancak 3 yıl sonra tutup bisikleti alabilmişti. Bisiklete binmek çok büyük bir mutluluktu benim için ama en önemlisi babam almıştı! İşte bu mektup ve buradaki birtakım objeler Orhan Kemal’le birlikte geleceğe taşıdığımız bütün anılar, değerler’’ diyerek tüm duygusallığıyla sözlerini tamamlıyor Işık Bey!

Yaşamı ekmek kavgası mücadelesi ile geçmiş büyük ustanın hayatını bir film şeridinden geçer gibi izlemek, anılarına dokunmak gibisi yok gerçekten! Edebiyatla ilgisi olan olmayan herkesin pek çok anıyı hatırlayıp, zamanda yolculuklara çıkabileceği bir kültür yuvası Orhan Kemal Müzesi! Müze ziyaretimiz ve Işık Bey rehberliğinde gezme şansımıza gelecek olursam... Yeğenim Berivan ile Kurban Bayramı sonrasındaki ilk iş günü Cihangir-Çukurcuma- Taksim keşiflerimize devam ediyorduk. Berivan lise 2 öğrencisi olduğu için programımızda mutlaka müze ziyaretleri oluyordu. İki-üç ay içerisinde İstanbul’daki tüm edebiyat müzelerini ziyaret etme gibi bir hedefimiz olunca kapalı olma ihtimaline karşın müzelerin kapısında bulduk kendimizi... Orhan Kemal Müzesi’nin önüne geldiğimizde ben zile bastım. Kapı açılmayınca ‘Acaba kapalı mı teyzeciğim internet sayfasındaki telefondan arar mısın? Belki biri vardır içeride’ dedim. Ben o arada kapılara bakıyorum yine… Aman Allah’ım ne göreyim İkbal Kahvesi’nin kapısında ‘Müze ve İkbal Kahvesi bayram tatili boyunca kapalıdır.’ notu! Ama Berivan’ım o arada müze içinden bir ile konuşmaya başlamıştı bile... ‘Teyze içeride bir bey var kapıyı bize açacak’ dedi. Biz gayet mutlu bir şekilde kapının açılmasını bekliyoruz. Kapı açıldığı anda karşımızda Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü! Tatil gününde bu paha biçilemez anılarla dolu müze bizim için açıldı! Ve kim tarafından ‘Işık’cımda üzülmesin çıkınca bisikletini mutlaka alacağım’ sözünün kahramanı bisikletsiz çocuk tarafından!

Orhan Kemal’in oğlu Işık Bey ile tanışmamız gerçekten çok büyük bir tesadüf ve bizim için eşsiz bir şans oldu. Işık Bey’in söyleşilerinde şahit olmuştum ‘Bazen sürpriz yapıp rehberliği ben bile yapıyorum’ diyordu. Rehberlik ne demek! Kapalı diye tam geri dönecek iken Işık Bey’in misafirperverliğiyle müzeyi gezdik ve çok keyifli sohbetlere daldık. Açıkçası aklımda direk müzeyi yazmak yoktu. Hissetmediğim, ilişki kuramadığım hiçbir şeyi yazmıyorum, yazamıyorum. Ama zamanda yolculuklar yapmamı sağlayan anılar her anlamda yüreğime dokunurken, bu güzel tesadüf ve sıcacık sohbetin arkasından büyük bir heyecanla aynı gece yazmaya başlamıştım bile…

102 yaşındaki Türk Edebiyatının ölümsüz ustasının gerçek hayatını, ev halini oğlunun cümleleriyle birebir duymak zamanda sahici bir yolculuk adeta! Işık Bey öğrencilerle muhabbet etmeyi, onları yönlendirmeyi seven birisi… Bu sohbetlerden inanılmaz keyif aldığını ise ışıl ışıl gözlerinden anlayabiliyorum! Işık Bey’i çoğu zaman çocuksu, neşeli, hınzır bir ruh hali ile görsekte, ara ara hüzünlü bir duygusallık yaşadığına da şahit oluyoruz.Bilirsiniz zamanda yolculukları hep sevmişimdir! Işık Bey’in anıları ve keyifli muhabbetinin de büyük katkısıyla adeta kitapların yazıldığı ve yaşandığı dönemlerde buldum kendimi! Berivan ve Işık Bey’in okul ile ilgili konuşmaları, okuduğu kitaplar derken, nasıl olduysa biz fotoğraf çekmeyi atladık... Işık Bey’i tatil gününde tekrar rahatsız etmek istemediğimiz için de geri dönmedik. Randevulaşarak gittiğimiz bir sonraki görüşmemizde Dilanur’um katılmıştı bize ve geçtiğimiz hafta yine sabahın erken saatinde Orhan Kemal Müzesi’nde bulduk kendimizi! Işık Bey her zaman ki misafirperverliğiyle karşıladı bizleri. Kızların her obje, her kitap, her mektup, her detay hakkında sayısız soru sorma şansları vardı. Zaman zaman hüzünlü, zaman zaman neşeli çocukluk anıları zaten olmazsa olmazlarımızdı!

Kızlar fotoğraf çekimini sürdürürken, biz çalışma odasında Işık Bey ile sohbetimize devam ediyorduk. Çalışma masasının üzerine asılmış olan ve Ara Güler(*) tarafından çekilen fotoğrafta Orhan Kemal daktilo başında, kucağında ise iki yaşında sevimli bir çocuk! Kızlara daktilonun başındaki çocuk Işık Bey dediğimde ‘aay çok şirin’ oldular:) İlgili anıları birebir fotoğraftaki çocuğun ağzından duyalım istediğim için Işık Bey’e yadigar daktilo ile ilgili anılarını hatırlatıyorum ve keyif içinde anlatmaya başlıyor. `Bu daktiloda bende yazı yazdım biliyor musunuz ? Yıllar önceydi yazı yazmam gerektiğinde babamın daktilosunu kullanıyordum ve bu daktilonun çok hoş bir sesi vardır. Küçük çocuklara hep sorarlar ‘Oğlum baban ne iş yapıyor’ diye. Çocuklarda dili döndüğünce anlatır. Bende hep şunu derdim. ‘Babam dıgıdık dıgıdık yapıyor.’ O daktilonun sesi hala bugün bile kulağımda duruyor… Babam orada herhalde bana bir mesaj vermek istiyor ‘ oğlum yazar ol ‘ diye… Ben gittim mühendis oldum’ diyor. Tabi Işık Bey’den de ani sorular gelebiliyordu:)

Orhan Kemal’in eşi Nuriye Hanım’a yazdığı ‘Karıma’ şiirini kaligrafi yazısıyla resme nakşetmiş ve müzeye hediye etmiş olan Ethem Çalışkan’ın eseri önündeyiz! İşte soruda tam olarak buradan geldi! ‘Ethem Çalışkan’ın imzasında yer alan tarihte dikkat çeken nedir?’ Kaligrafi yazısı ve resminin altındaki tarih 6014’tü. Ethem Bey bu durumu şöyle açıklıyormuş: ‘İnsanlık tarihi İsa`nın doğumuyla başlamaz, yazının bulunmasıyla başlar. Bu da milattan önce 4000. yıldır. O zaman asıl tarih bugünün tarihine 4000 eklemekle çıkar.’

Kızlar Türk Edebiyatının ölümsüz ustası Orhan Kemal’in hayatını oğlu Işık Bey’den dinlesinler istiyorum evet… Ama bir yazar adayı olarak bende hemen kendimle ilgili bir soru soruyorum. ‘Orhan Kemal nasıl yazardı?’ ‘Evdeki temposu müthişti’ diyerek devam ediyor Işık Bey ‘Sabaha karşı 4-5 gibi kalkıp, 9-10 a kadar yazardı. Biz evde onu duyduğumuz zaman bir sağanak yağmurun sesi gibi dıgıdık dıgıdık o daktilonun müthiş sesini duyardık. Filmlerde olur ya yazar yazamaya çalışır ama yazamaz, buruşturur atar. Babamın çalışma odasında hiç buruşuk kağıt görmedim. Yazdığını bir köşeye koyar, yeni kağıdı takar ve tekrar yazardı. Bu şekilde hiçbir kontrol yapmadan götürür verir ve yayınlanırdı. Tabi ki babamın şöyle bir serzenişi var ‘Bunları layıkı ile kontrol edemiyorum! Tencerenin kaynaması için hemen götürüp gazeteye/dergiye vermem lazım.’ Mücadele hep böyle, bu tempoda devam etti. Siz ailenizle birlikte olacaksınız sonra gideceksiniz İkbal Kahvesinde oturacaksınız.’

Artık bizde Türk Edebiyat tarihinde çok özel bir yeri olan İkbal Kahvesi’ndeyiz! Önemli edebiyatçıların sık sık buluşup çay kahve içtiği, değerli sohbetler yaptığı İkbal Kahvesi! Yıllar önce Orhan Kemal ve arkadaşlarının Nuruosmaniye’de gittikleri İkbal Kahvesi Işık Öğütçü tarafından babası ve İkbal Kahvesi’nin anılarının yaşatılması için müze altında yeniden hayat bulmuş! Sorular, fotoğraflar, mektuplar, kitaplar, yaşanmışlıklarla dolu onlarca obje, dede ve babaannenin düğün gününde aldıkları 103 yıllık battaniye ve dört bir tarafımızı saran anılar… İşte biz de bu zaman tünelinden geçip İkbal Kahvesi’nde çay sohbetinde bulduk kendimizi.

Çay sohbetimizde ara ara güncel konulara da değindiğimiz oldu.Hatta benim yazarlığımı bile uzun süre konuştuk:) Bankacı olmam nedeniyle gerek İstanbul keşiflerime, gerekse yazılarıma zaman ayırmaya çalıştığımı, çok yorgun olsam dahi her gün en az bir saat yazdığımı dile getirdim. Işık Bey kesinlikle destekledi! Ama beni en çok mutlu eden neydi biliyor musunuz? Şuan bir kitaba zaman ayıramıyor olsam da seçeceğim 15-20 yazımı bir kurgu ile bağlayıp kısa vadede kitap çıkarma isteğimi dile getirdiğimde ‘Babam’ın öyküleri, hikayeleri de böyleydi’ dedi ve beni benden aldı! Günümüz yazarlarının köşe yazılarını toplayarak yaptıkları kitapların birçoğunu incelemiştim ama benim istediğim tarzda değillerdi. Bu açıdan bakınca Orhan Kemal’in kitaplarını tekrar okumaya başladım bile! Ayrıca ‘‘İlk kitap projem dışında bir öykü, hikaye kurgulayabilirim. Sorun değil 7-8 yıl sonra bitsin’’ dedim ve bu kısımdan da onay aldım. Sohbetlerimizde Işık Bey’in birçok konuda beni destekliyor olması doğru yolda olduğumu gösterirken yönlendirici, aydınlatıcı bilgiler vermesi ise ayrıca mutluluk vericiydi!

Tabi biz bu detaylarda konuşurken kızlar konudan uzaklaşmasın diye Işık Bey’e alüminyum ambalajına bulaşan çikolatayı yaladığı anı ve yıllar sonra babasının kitabına konu olduğunu hissettiğinde, yaşadıklarını anlatması için küçük bir hatırlatma yaptım. ‘Evin en küçüğü olmam nedeni ile biraz torpilliydim. Babam Müzede gördüğünüz yatağın üzerine bir tane gofret koyardı. Çalışmasına ara verip dinleneceği zamanlar bana seslenir “Işık, koş gel. Bak sana kuş ne getirdi” derdi. Babam, bu numarayı birçok kez yaptığı için gofret getirdiğini bilir, hızla yatağın üzerine atlardım. Yokluk içinde yetişen bir çocuğun arada çikolata sürpriz ile karşılaşması, onu yerken aldığı haz, sevinç, mutluluk ile gofreti nefes almadan yerdim. Babam, daktilosunun başında beni seyredermiş, ben onun farkına bile varmazdım. Gofret bittikten sonra alüminyum ambalajına bulaşan çikolatayı yalardım. Sonra işim bitince babamı öper, odadan çıkardım. Yıllar sonra öykülerini okumaya başladığımda Çikolata isimli öyküsü dikkatimi çekti. Ben miydim acaba bu öyküyü yazdıran diye düşünmeden edemedim ve çok duygulandım.” ‘Babamın bu anıları bende hiç unutulmaz’ derken ses tonu zaman zaman duygusallaşsada aşkla, gururla, ışıl ışıl gözlerle anlatıyor babasını Işık Bey! Bizlerde zaman zaman gülümseyerek, zaman zaman hüzünlenerek heyecanla dinlemeye devam ediyoruz!

Ne zaman tarihten bir pencerede soluklanmak istesem zamanda yolculuklar yapmak vazgeçilmezlerimdendir. Hele hele bu yolculuklarımda dönemin tanıkları bana eşlik ediyor ise ayrı bir lezzeti olur! Böylesi anları kaleme alırken bende parmaklarımın rüzgarlaştığını hissederim adeta!

Müzedeki bu görsellikle, yaşanmışlıklarla çocukların, gençlerin buluşması çok önemli ve her türlü övgüyü hak ediyor gerçekten. Ama asıl büyük övgüyü Sevgili Nuriye Öğütçü hak ediyor diye düşünüyorum! Yıllarca kütüphanede özenle korunan ilk baskı kitaplardan, Orhan Kemal’in hayat hikayesini çocukluğundan cenaze törenine kadar anlatabilecek sayılı fotoğraflara… Mektuplardan, en ufacık objelere kadar hepsini biriktiren özenle, sevgiyle saklayan dünyalar tatlısı bir anne! Zor bir yaşamın başrol kahramanlarından olan Nuriye Hanım’ı sevgiyle ve rahmetle anıyorum. Işık Bey’de bu güzel anne babaya layık bir oğul gerçekten!

Toplumcu gerçekliğin büyük ustası Orhan Kemal düşünceleriyle yargılanıp, hapis yatmasına karşın yapıtlarında siyasi görüşünü öne çıkarmayıp, arka sokakların, yoksul kentlerin yaşam mücadelelerini yansıtarak gerçek kesitlere yer vermişti. Tabi anlatılan onca gerçekçi hikayelerden sonucu çıkarmayı da okuyucuya bırakmıştı. Sıradan yaşamlar üzerine kurulan edebiyat, o gerçekçilikle insanların ruhuna da evine de girebiliyor. İşte Orhan Kemal’in kitaplarını okuduğumuzda yazdıklarının halen canlılığını koruduğunu görmemiz de bundandır! Bu hikayelerin, romanların dizi uyarlamalarına halkın bu kadar rağbet etmeside! İşçisi, köylüsü, sevdalıları, ezileni ile başarısı tartışılmayan kahramanlar yaratan Orhan Kemal’in eserleri, onlarca filme ve televizyon dizisine uyarlandığında halk kendini buluyor!

Film ve diziler kitap gibi asla olmasa da, o lezzeti, o derinliği veremese de kitaplardan yapılan bu uyarlamaların kitaba etkiside yadsınamayacak kadar büyüktür. Çok geniş kitlelere ulaşma imkanı bulan kitaplar bu sayede vitrinlerde yer alarak okumayı teşvik ediyorlar. Yaşamı ekmek kavgası ile geçen bir üstadın anlattığı karakterler birçok insanın hayatında iz bırakırken, yıllardan 2010 ve Orhan Kemal milyar dolarların döndüğü bir sektörde rating rekorlarının kahramanı olmuştur!

Sizlere Orhan Kemal’i günümüze kadar getiren, yaşatan nedir diye sorsam? Sanıyorum hep bir ağızdan ‘inanılmaz insan sevgisi’ diye haykırırsınız! Orhan Kemal bizlere yoksulun onurunu, yüreğinin güzelliğini, sıcaklığını göstererek o kadar çok insanın aklına, kalbine, hayatına dokunan sayfalar yazmış ki ölümünden 46 yıl geçmiş halen kitapları okunuyor, filme, diziye uyarlanıyor!
Tüm dünyanın Orhan Kemal’in bakış açısı ile bakabilmesi dileğiyle… ‘İnsanlara hep umutla, hep iyimserlikle bakmak!’

Hayır hayır diyeceklerim henüz bitmedi:)
‘Aydınlık Gerçekçilik’ kavramını tüm insanlığa sunan büyük ustanın anısına Müze- İkbal Kahvesi ve Kitabevinden oluşan bir kültür kompleksinin kurulmuş olması gerçekten sevindirici. Cihangir’in göbeğinde sıcacık bir kültür yuvası! Orhan Kemal Müzesi’inde zaman tünelinde yolculuğunuzu tamamladıktan sonra sizlerde İkbal Kahvesine uğrayın... Etkileyici bir o kadarda hüzün verici bu yolculuk sonrası sakince kahvenizi yudumlayın... Orhan Kemal’in satışta olan kitaplarına göz atmaya başlayın… O an sizi alıp götürün kitabı seçip, yıllar önce okumuş olsanız dahi bugün ki bakış açınızla bu özel mekanda okumaya devam edin…

Yazardan Not1:Yazının başlığı Orhan Kemal’in ‘‘Daktilonun tuşlarında parmaklarım rüzgarlaşırdı.’’ sözünden esinlenerek atılmıştır.
Yazardan Not2:Pazar günleri hariç her gün 10:00 – 19:00 arasında ziyaret edilebilir Orhan Kemal Müzesi.
Yazardan Not3: Orhan Kemal`e ait eski fotoğraflar www.orhankemal.org sitesine aittir.
Yazardan Not4: (*)Aynı gün Ara Cafe’de Ara Güler’i görmemiz ise ayrı bir güzellikti. ‘‘Güzel Tesadüflerle Dolu Cuma’’ başlıklı yazım çok kısa sürede yayında olacak… ‘‘Yasemince Pazar’’ tadında yazılarımdan:P

...

Yorumlar

 



Site içerisinde yer alan her türlü içeriğin telif hakları Yasemin Aksoy'a aittir. Kısmen yada tamamen kullanımı yasaktır. İçerikleri kullanmak isteyen kişi, kurum ve kuruluşların izin alması gerekmektedir. © Yasemin Aksoy